Puan vermedi·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Mayıs 2026 00:00 Bilge Karasu okumak benim için her zaman merak uyandıran ama bira kadar da gözümü kapattığımda korkutan bir yolculuktu. Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’nı bitirdiğimde ise neden bu kadar beklediğimi sorgularken buldum kendimi. İlk sayfalarından itibaren Bilge Karasu’nun o kendine has, felsefi ve bir o kadar da şiirsel dili beni aldı, kitabın içine fırlattı.
Bilge Karasu’nun katmanlı, felsefi ve şiirsel kurgusu ilk başta korkutucu gelebiliyor; açıkçası ben de öyle hissettim. Ama başladıktan sonra müthiş bir hızla sardı ve şaşırttı beni; hem zihnimi böyle zorlayan hem de bu derece sürükleyici bir metinle karşılaşmayı beklemiyordum. Zorluğuyla sürükleyiciliğinin bu kadar iç içe geçmiş olması, kitabı gerçekten eşsiz yapıyor.
Her satırını, kurduğu derin dünyaya duyduğum hayranlık artarak okudum. Hatta okumadım, yaşadım adeta; karakterleriyle birlikte ben de inancı sorguladım, yaşamı düşündüm, kuşku duydum, tedirgin oldum, yürüdüm, tırmandım, susadım, acıktım… İç dünyalarındaki o sonsuz hesaplaşmaları, baskılar karşısında verdikleri mücadeleleri okurken bunların aslında ne kadar bugüne ait, ne kadar bizden olduğunu düşündüm. Yaşamın karmaşasını, insanın kendi doğrularıyla dünyanın beklentileri arasında sıkışıp kalmasını Bilge Karasu öyle şahane cümlelerle anlatmış ki bazı paragrafları okurken zihnimin açıldığını, düğümlerin çözüldüğünü hissettim.
Okurken yaşadığım kitaplara hayran kalıyorum. Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı da tam olarak böyle bir kitap oldu ve bana kendimle yüzleştiğim, kısa ama yoğun ve nefis bir yolculuk yaşattı.