·188 syf.····Okunma: 15 Mayıs 2026 11:56 Bazı duygular, ağdalı cümlelere, kelime oyunlarına, süslü anlatımlara ihtiyaç duymaz. Duygunun kendisi başlı başına vurucudur, o etkiyi verir zaten.
Yaşamın başladığı ilk andan itibaren “kadın” olmanın git gide zorlaştığı, aşama aşama yeni engellerle sınandığı bir dünyada 3 farklı coğrafyadan, 3 farklı karakterde kadının birbirine bir saç örgüsü gibi bağlanan hikayesindeki duygular gibi..
Bağırmadan, “ben buradayım” demeden, yalın bir anlatımla 3 farklı mücadeleyi anlatmış yazar. Size hisleri vermek için ekstra bir çabası yok, dümdüz bir hikaye anlatıcılığı. Ama bunu kötü anlamda söylemiyorum zira günümüzde 3 saniye olan dikkat sürenizi yakalamak için her şeyi abartan, süsleyen, gösterişli hale getiren içeriklerin aksine sadece hikaye derinliğine güvenerek süslemeden anlatıyor hikayeleri.
-Spoiler-
Smita- Giulia - Sarah
Smita, Hindistan’da kast sisteminin en alt kısmında “dokunulmazlar” sınıfına mensup, başkalarının pisliklerini temizleyerek büyüdüğü için gerçek anlamda nefes bile alamayan bir kadın.. Yıllarca kendi kaderine razı olmuş şekilde yaşarken bir gün, kızının da aynı kaderi yaşamaması için her şeyi göze alıp bir umut yolculuğuna çıkıyor. Bu yolda ona en çok inancı güç veriyor. Kızıyla birlikte kuzenlerinin yanına varmadan önce tanrı Vishnu’ya saçlarını adamak için tapınağa gittikleri zorlu yolculukta onlara eşlik ediyoruz.
Okumakta en zorlandığım hikaye Smita’nın hikayesiydi. Bir kadın için daha korkunç bir coğrafya, daha korkunç bir kader düşünemiyorum. Ve işin en can yakıcı kısmı HALA aynı şekilde yaşayan kadınlar olması..
Giulia, Sicilya’da babasının atölyesinde baba mesleğini öğrenmiş ve onu sürdüren bir genç kız. İnsanların kestikleri saçlarını alıp laboratuvarda rengini değiştirip tek tek işleyerek peruk haline getiren ve satan bir atölyeleri var. Babasının geçirdiği bir kazayla hayatı alt üst oluyor. Hayatının en zor döneminde önce aşkı buluyor. Sonra babasının atölyesinin iflasın eşiğinde olduğunu öğreniyor. İmkansız aşkı ve ailesini koruma arasında kaldığı çaresizlikle dolu bir an geliyor. Ve en karanlık anların ışığa en yakın olduğu an gibi çaresizlikle kaderine boyun eğmek üzereyken aşık olduğu adam ona bir ışık olduğunu gösteriyor. Bundan sonra da Giulia’nın gelenekler ile mecburiyetler arasındaki mücadelesini okuyoruz.
Ve Sarah… Günümüz şehirli kadınlarının kendine en yakın bulacağı hikaye muhtemelen Sarah’ınki.. Başarısız evlilikler, çocukların sorumluluğu, kariyer inşaa etme çabası.. İşini hayattaki en büyük başarısı olan gören Sarah, dışarıya hiçbir zayıflık, zaaf görüntüsü vermeyen, çok güçlü, işini harika yapan başarılı bir avukat. Çalıştığı hukuk bürosunun yöneticisi olmak için izin bile almadan tüm odağını işine vermişken onun için olabilecek en kötü şey oluyor; Kanser! Bundan sonrası kurumsalda çalışmış her kadının kolaylıkla empati yapabileceği klasik duygusuz iş arkadaşlıkları, ayrımcılık, hastalığını değil işine devam edip etmeyeceğini umursayan yöneticiler…
Hastayken bile direncini kaybetmeyen Sarah, işlerinin kendisinden bir bir alınmasıyla, hayalini kurduğu ve uğruna gece gündüz çalıştığı pozisyonun başkasına verilmesiyle yıkılıyor. İnsanların bu ikiyüzlülüğüne tahammül edemediği için hayatında ilk kez doktorundan rapor alıyor. Bu arada kemoterapi yüzünden dökülmeye başlayan saçlarıyla iyice kendine yabancılaşıyor. Ümidinin kırıldığı bir anda peruk satan bir dükkanda, Hindistandan getirilen saçların Sicilya’da işlenmesiyle ortaya çıkan harika peruğu kafasına taktığı anda aynada yeniden kendini görüyor; güçlü ve mücadeleci o kadını..
Birbirine bağlanan bu üç hikaye gerçekteki milyonlarcasının küçük bir parçası sadece. Ve aslında biliyorum ki, hepimiz tıpkı bu hikayelerdeki gibi incecik bir saç teliyle birbirimize bağlıyız.