Bazı duygular, ağdalı cümlelere, kelime oyunlarına, süslü anlatımlara ihtiyaç duymaz. Duygunun kendisi başlı başına vurucudur, o etkiyi verir zaten.
Yaşamın başladığı ilk andan itibaren “kadın” olmanın git gide zorlaştığı, aşama aşama yeni engellerle sınandığı bir dünyada 3 farklı coğrafyadan, 3 farklı karakterde kadının birbirine bir saç örgüsü gibi bağlanan hikayesindeki duygular gibi..
Bağırmadan, “ben buradayım” demeden, yalın bir anlatımla 3 farklı mücadeleyi anlatmış yazar. Size hisleri vermek için ekstra bir çabası yok, dümdüz bir hikaye anlatıcılığı. Ama bunu kötü anlamda söylemiyorum zira günümüzde 3 saniye olan dikkat sürenizi yakalamak için her şeyi abartan, süsleyen, gösterişli hale getiren içeriklerin aksine sadece hikaye derinliğine güvenerek süslemeden anlatıyor hikayeleri.
-Spoiler-
Smita- Giulia - Sarah
Smita, Hindistan’da kast sisteminin en alt kısmında “dokunulmazlar” sınıfına mensup, başkalarının pisliklerini temizleyerek büyüdüğü için gerçek anlamda nefes bile alamayan bir kadın.. Yıllarca kendi kaderine razı olmuş şekilde yaşarken bir gün, kızının da aynı kaderi yaşamaması için her şeyi göze alıp bir umut yolculuğuna çıkıyor. Bu yolda ona en çok inancı güç veriyor. Kızıyla birlikte kuzenlerinin yanına varmadan önce tanrı Vishnu’ya saçlarını adamak için tapınağa gittikleri zorlu yolculukta onlara eşlik ediyoruz.
Okumakta en zorlandığım hikaye Smita’nın hikayesiydi. Bir kadın için daha korkunç bir coğrafya, daha korkunç bir kader düşünemiyorum. Ve işin en can yakıcı kısmı HALA aynı şekilde yaşayan kadınlar olması..
Giulia, Sicilya’da babasının atölyesinde baba mesleğini öğrenmiş ve onu sürdüren bir genç kız. İnsanların kestikleri saçlarını alıp laboratuvarda rengini değiştirip tek tek işleyerek peruk haline getiren ve satan bir atölyeleri var.