·1460 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Mayıs 2026 14:00 Henry Fielding (1707-1754), İngiliz roman, oyun ve de makale yazarı. Aynı zamanda hukuk eğitimi de almış olan Fielding bir dönem yargıçlık da yapmıştır. Metinlerinde hiciv ve mizahi unsurlar öne çıkıyor. Kendisinin en meşhur eseri ise okumuş olduğum Tom Jones isimli romanıdır.
Tom Jones, ilk olarak 1749 senesinde yayımlanıyor. Yani üzerinden tam 277 sene geçmiş. O sebeple bu metin için tam bir klâsik diyebiliriz. Fielding, bu romanının her bir bölümünün girişinde okura hitap eden samimi bir üslup kullanmış. Zâten metin içinde de ara ara okura sesleniyor :) Ayrıca dil olarak mizahı da sık sık kullanmış. Bu da keyifli bir okuma deneyimi sağlıyor. Bazı yerler gerçekten çok komikti.
Eserin hikâyesi ise oldukça alaka çekici. Gayrimeşru bir bebek bir soylunun odasına bırakılıyor ve Tom Jones'un hikâyesi buradan başlıyor. Son derece akıcı bir metin. Yalnız Tom Jones karakteri için çok iyi şeyler söyleyemeyeceğim, kendisinden pek haz etmedim. Ayrıca romandaki hemen her karakter parayı çok seviyor, yani karşılarına bir para fırsatı çıktı mı yelkenleri suya indiriveriyorlar. Ayrıca aşkları ve namusları da hayret edilecek cinsten. Meselâ bir karakter için şu ifadeler geçiyor: "Son derece namuslu bir adamdı; fakat aşk meselelerinde ahlâkı bir hayli düşüktü... kadınlara karşı mazur görülemeyecek bazı hainliklerde bulunmuştu." Yine meselâ diğer bazı karakterlerde de görüyoruz ki verilen söze sadık kalmakmış, şerefmiş, haysiyetimiş hiç ehemmiyeti yok. Varsa yoksa şahsî menfaat. Böylece İngilizlerin -çoğunlukla- ne cinste bir millet olduklarını anlamış oluyoruz.
Ayrıca metinde bir başka dikkat çekici hususta şu ki: Karakterler ağızlarından çıkan kesin sözler ile mutlaka sınanıyor. Meselâ Amca Mr. Nightingale başka bir kızı namussuzlukla suçlarken kendi kızının asla böyle bir şey yapmayacağını söyleyerek kızından övgüyle söz ediyor ama sonra işte tam da bu iddiasını boşa çıkaran şeyi yaşıyor. Bu sadece bir misaldi, eserde bunun gibi başka örneklerde var. Burada okurun dikkati mühim.
Her güçlü eserde öne çıkan bazı yan karakterler vardır. Bu karakterler iyi bir eserin olmazsa olmazlarıdırlar. Bu eserde de Partridge ve Tepedeki Adam'a dikkat çekmek istiyorum. Onlar hikâyeye girdikten sonra gerçekten renk ve kalite katıyorlar.
Okumuş olduğum Milli Eğitim Yayınları baskısı 1945 senesine ait ve tercümesi de gayet güzel. Kullanılan kelimeler ve cümle yapıları ile birlikte muazzam bir tercüme olduğunu söyleyebilirim.
Bu güzel eserin incelemesini şu pasaj ile bitirmek istiyorum, herkese faydalı okumalar dilerim.
“Cemiyetten kaçanların kalblerinde umumiyetle bir fevkalâdelik olduğunu düşünmekte cidden haklısınız: Çünkü her ne kadar garip bir hakikata, hatta bir tenakuza benzese de esas olarak büyük bir acının bizi insaniyetten kaçmağa ve ondan nefret etmeğe sevk ettiği muhakkaktır; bu nefret, insanların kendilerine has ve bencil rezaletlerinden fazla, onların birbirlerine yaptıkları fenalıklardan gelir; meselâ kıskançlık, dedikodu, ihanet, zulüm ve sair fenalıklar. İşte hakiki insanseverliğin nefret ettiği rezillikler bunlardır; ve hakiki insanseverlik bunları görmekten ve bunlarla temas etmektense, cemiyetten kaçar.“
Cilt 2, Sayfa 273