·256 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Mayıs 2026 07:43 “İnsan yaşarken görür güzelliği
Acı bile bir dünya nimetidir sonunda
Ancak yaşayanların anısı olur.”
— Şükrü Erbaş
Bu kitapta insanın yüzüne bağıran bir dil yok. Daha çok gece herkes sustuktan sonra insanın içine oturan o sessizlik gibi ilerliyor satırlar. Sayfalar boyunca yalnızlık sevgi kırgınlık çocukluk geçmişe duyulan özlem ve insanın kendine bile yetişemeyişi dolaşıyordu sürekli bütün bunlar öyle doğal öyle gösterişsiz anlatılıyor ki bazı satırları okuduğumda fark ettirmeden gelip zihnimin içine yerleşti. En sevdiğim tarafı da buydu zaten. Büyük cümleler kurmadan derinleşebilmesi… Bir tren garını anlatırken bile insanın içindeki terk edilmişliği hissettirebiliyor. Bir akşamdan söz ederken yıllardır sustuğunuz bir duyguyu çıkarıp önünüze koyabiliyor. Kitap boyunca sürekli düşündüm. İnsan kalabalıklardan değil anlaşılmadığı yerlerden yoruluyormuş. Altını çizdiğim çok fazla satır oldu ama bazıları gerçekten uzun süre peşimi bırakmayacak gibi
“İnsan kendinin göçebesidir babacığım…”
“Yapraklarına güneş vurdukça gölgesi büyüyen bir ağaç gibi sustun.”
“İnsan, yüreğini göğüskafesinde yapayalnız taşıyor.”
“Orada sizin güzelliğinizden geçmemiş hiçbir şeyin yeri yoktur.”
“Ölümü hak etmeyen yaşam, en temel özelliğini yitirmiş demekti.”
Kitaptaki karakterler de tam olarak hayatın içinden insanlar. Eksik kırgın yorulmuş ama yine de içlerinde küçücük de olsa bir umut taşıyan insanlar… O yüzden okurken çok tanıdık hissettim hiç öyle uzak hissetmiyor. Tam tersine bazı satırlar geçmişten bir anıyı çağırıyor gibi geliyordu gözlerimin önüne. Şükrü Erbaş’ın önsözü de kitabın ruhuna çok yakışmış. Aynı incelik aynı kırgınlık ve aynı insan sıcaklığı orada da hissediliyor gerçekten müthiş. Günümüzde çoğu şey hızlı tüketilirken böyle metinlere denk gelmek gerçekten kıymetli geliyor bana
Okuyacak olanlara küçük bir tavsiye verecek olursam dostlar bu kitabı sakin bir zamanda okusunlar derim. Geceye yakın bir saatte hatta biraz sessizlik varken…bazı cümleler hızlı okununca insan durup düşündüğünde gerçek ağırlığını hissettiriyor. Benim için bu kitap insanın içindeki kırgın tarafı incitmeden anlatabilen sessiz ama etkisi uzun süren nadir kitaplardan biri oldu.
Şükrü Erbaş’a da o güzel önsözü ve emeği için ayrıca teşekkür ederim.
İyi ki böyle kitaplar var