Zamanın Unuttuğu Kadın: Leyla benim için sadece bir kadın hikâyesi değildi; geçmişin insanın içinde nasıl yıllarca yaşayabildiğini anlatan çok duygusal bir romandı. Leyla karakterinin yaşadığı kırgınlıklar, sustuğu şeyler ve zamanla kendi içine kapanması kitap boyunca çok yoğun hissettiriliyor. Özellikle çevresindeki insanlar hayatına devam ederken onun hep geçmişin gölgesinde kalması insanı gerçekten etkiliyor.
Kitapta Leyla’nın anılarıyla bugünü arasında gidip gelen bölümler bence en güçlü yerlerdi. Çünkü insan okurken onun neden bu kadar yorulduğunu, neden bazı duygularını dile getiremediğini yavaş yavaş anlıyor. Sevgiye, anlaşılmaya ve ait hissetmeye ne kadar ihtiyaç duyduğunu hissediyorsun ama bir yandan da hayat onu sürekli biraz daha yalnızlaştırıyor. Bu yüzden karakter bana çok gerçek geldi; kusursuz değil ama çok insaniydi.
Yazarın dili de kitabın duygusunu çok iyi taşıyordu. Abartılı dramatik cümleler yerine daha sakin ama içe işleyen bir anlatımı vardı. Bazı bölümlerde Leyla’nın sessizliği, söylediği şeylerden daha ağır hissettirdi. Özellikle geçmişte yaşadığı kırılmaların bugünkü hayatını hâlâ etkilemesi, kitabın “zaman geçse de bazı şeylerin insanın içinde kaldığı” fikrini çok güçlü veriyordu.
Ben kitabı okurken en çok şunu düşündüm: Bazı insanlar unutulmaz çünkü çok mutlu yaşamışlardır değil, içlerinde taşıdıkları acıları kimse görmeden yaşamayı öğrenmişlerdir. Leyla da tam olarak böyle bir karakterdi. Kitap bittikten sonra bile insanda sessiz bir hüzün bırakıyor.