·260 syf.····Okunma: 14 Mayıs 2026 17:48 Yazıldığı dönem için (1970) sıra dışı bir eser. Distopik, hayalî bir dünya kurmuş yazar. Kişi adlarından Türkiye' de olduğunu varsayabileceğimiz adı verilmeyen kurgu bir şehirde/ülkede geçiyor roman. Bu şehirde tam bir kaos, kargaşa ortamı var. Kısa adıyla AYOT (Asayişi Yerleştirme Olağanüstü Teşkilatı) idaresinde yaşamaya, hayatta kalmaya çalışan insanların yaşamları üzerinden bir takım olaylar anlatılıyor. Bu olaylar da absürt, distopik bir dünyada olabilecek olaylar. Kitabın ilk bölümünde sıradan, basit insanların beklentisiyle başlıyor anlatı. Sonra ağırlıklı olarak sanatçılardan oluşan bir grup insanın yaşadıklarına geçiyor ve baştaki kişi ve olaylara dönmüyor. Hikâye ağırlıklı olarak kişilerin diyalogları, karşılıklı konuşmalarıyla ilerliyor. Dış anlatıma az yer verilmiş. Dış bakış açısıyla, üçüncü kişi bir anlatıcı var. Çok diyalog olması bir canlılık katmış esere ve olayları yaşayanların gözünden, onların duygu ve düşünceleri üzerinden veriyor. Bol diyalog bence eseri tiyatroya uyarlamayı kolaylaştırır. Karakterler özel olarak irdelenmemiş. Diyaloglar yoluyla kişilikleri verilmeye çalışılmış. Meslekleri, uğraştıkları sanat dallarıyla uyumlu gösterilmeye uğraşıldığını sanıyorum. Roman kişileri şehirdeki kaotik ortam sebebiyle zor ve karmaşık, günü birlik bir hayat yaşamak zorunda. Şehirde çok asayiş sorunu var. İnsanların can ve mal güvenliği yok. AYOT denen teşkilat da işleri idare etmesi gerekirken büsbütün karıştırıyor. Hikâyenin başındaki insanların da, devamında dahil olan sanatçı grubunun da beklediği bir gizli emir var. Bu gizli emirle her şeyin yoluna girmesi, tüm sorunların hallolması, düzenli, güvenli, güzel bir hayatın başlaması beklentisiyle yaşıyor herkes. Sürekli bir gizli emir bekleme durumu var. Bana Godot' yu hatırlattı bu, meçhulü bekleme açısından. Ve bir türlü gelmeyeni bekleme. Bu gizli emirin AYOT'un da üstünde bir mercîden gelmesi bekleniyor. Ancak hiç kimse nereden, ne zaman, kimden geleceğini ve ne içereceğini bilmiyor bu emrin. Bu sanatçı gruptaki insanlar anlatı boyunca belirsizlik ortamında kendi aralarında pek çok konuyu tartışıyorlar. Sanat, tarih, idare, iktidar, gündelik sorunlar, insanların çeşitli sorunları üzerine. Olaylardan çok bu düşünsel tartışmalar yer tutuyor romanda.
Pek edebî, sanatsal bir dil ve üslup yok. Özel bir anlatı tekniği de kullanılmamış. İçerik ve hikâyeyle uyumlu bir anlatım. Zamanı için çok ilginç, şaşırtıcı bir eser. Okurken sıkılmazsınız ancak sürükleyici bir macera da beklemeyin. Yakın zamanlı bu tür eserleri çok okumuş olanlar yetersiz bulabilir. Türk edebiyatında türün örneği olarak tavsiye ederim.