·176 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Mayıs 2026 12:01 "Bugün biz bir savaşı kaybetmemiştik; aslında hiç kazanma şansımız olmamış bir oyunun içinde, zafer kazandığımızı sanarak kendimizi kandırmıştık..."
Bazı kitapların son sayfasını kapattığınızda, o evrenden çıkmak ve gerçek dünyaya dönmek için derin bir nefes alma ihtiyacı hissedersiniz. Yazarın Noxborn serisini noktalayan (şimdilik) Kıyamet, tam olarak böyle bir roman.
Uyanış ile gölgelerin içindeki bu karanlık ve acımasız dünyaya ilk adımımızı atmıştık. İhanet ile en güvendiklerimizin açtığı yaralarla sarsılmış, kimin dost kimin düşman olduğunu sorgular hale gelmiştik. Ama Kıyamet... Kıyamet bambaşka bir seviye. Adının hakkını sonuna kadar veren, her sayfasında kalp atışlarınızı hızlandıran, çaresizliğin ve umudun muazzam bir savaşı.
Bu kitapta yazar, "kötü adam" figürünü o kadar iyi işlemiş ki, Kırmızı İmparator Roberto'nun o ezici gücü ve zekâsı karşısında okurken bile kendinizi köşeye sıkışmış hissediyorsunuz. Okların havada asılı kaldığı, zamanın donduğu o inanılmaz sahnede benim de nefesim kesildi diyebilirim. Mavi Noxbornların, hiçbir doğaüstü gücü olmamasına rağmen saf cesaretle savaşan insanların ve o trajik ikilemleriyle Avcıların (Clara ve Leo'nun hakkı ödenmez) omuz omuza verdiği varoluş mücadelesi tek kelimeyle epikti.
Hektor’un omuzlarındaki o devasa yükü iliklerinize kadar hissediyor, Diana’nın dönüşümüne hayran kalıyor ve Eric... Ah Eric. Onun o gri, karmaşık ve yürek burkan çizgisi serinin en iyi yazılmış karakter gelişimlerinden biri.
Ali Murat Yılmaz; aksiyonu, psikolojik gerilimi ve fantastik ögeleri o kadar dozunda harmanlamış ki, ortaya okuması inanılmaz keyifli, sinematografik bir eser çıkmış. Eğer fantastik/bilimkurgu seviyorsanız ve hala Noxborn evreniyle tanışmadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz demektir. Kemerlerinizi bağlayın, çünkü bu kıyamette hayatta kalmak hiç kolay olmayacak!