#AlbertCamus.
#Baskaldıranİnsan
#CanYayinlari
Merhaba sevgili dostlarım 🪽
Albert Camus’ün BAŞKALDIRAN İNSAN eseri, sadece bir fikir - düşünce kitabı değil; insanın adaletsizliğe, köleliğe ve saçmaya karşı başlattığı o büyük itirazın felsefi anatomisidir de aynı zamanda..
Yazar; bu eserinde bizi aynanın karşısına geçip kendimize şu soruyu sormaya teşvik ediyor :
"Neden boyun eğiyoruz ve ne zaman dur demeliyiz?"
Camus, kitabın merkezine yerleştirdiği;
"Başkaldırıyorum, öyleyse varım" sözüyle, bireyin kendi değerini ancak boyun eğmediği an fark edebileceğini çarpıcı bir şekilde anlatıyor , biz okurlarına
Yazar, insanın köleliği reddettiği an, aslında efendisiyle eşit olduğunu anladığı an olduğunu da savunuyor.
Fakat bu uyanışın / bilinç sıçramasının ince olduğu kadar tehlikeli bir çizgiside var
Özgürlük arayışı, bir başkasının celladı olmaya dönüşebilir mi
* * * * * * * * *
Kitapta beni en çok etkileyen ve üzerine düşündüren noktalardan bazıları şunlar oldu , sizinle de paylaşmak istediğim.. Okurken sizi de bir hayli düşündüreceginden emin olduğum:
KÖLELİK VE ÖZGÜRLÜK DENGESİ:
Camus, ayaklanan kişinin artık bir köle olmadığını, efendisiyle eşit olduğunu anladığı o kırılma noktasını harika bir şekilde betimliyor, hayran kalınası..
Fakat bu noktada bir uyarı yapmayı da ihmal etmiyor:
Özgürlük arayışı, adaletten koptuğu an "gönüllü bir tutsaklığa" ya da yeni bir diktatörlüğe dönüşme riski taşıyor
YA HEP ,YA HİÇ ÇIKMAZI:
Camus, toplumsal hareketlerin nasıl olup da adaletten diktatörlüğe evrildiğini harika bir dille çözümlüyor.
Birinin varlığının, ötekinin silinişi olduğu bir dünyada, "mutlak" olanın tehlikelerini yüzümüze vururken;
"Suçsuzluk, eyleme geçip şiddete bulaştığında hala suçsuz kalabilir mi”
Sorusunu sormayı da ihmal etmiyor..
SANATIN GÜCÜ:
Tüm bu karmaşanın içinde ;
"Sanat ve başkaldırı ancak son insanla birlikte ölecektir," sözü, insanın kendini ifade etme ve dünyaya şekil verme isteğinin asla bitmeyeceğinin en güzel kanıtı oluyor..
ADALET VE ÖZGÜRLÜK DENGESİ:
Özgürlüğün olmadığı bir yerde adaletin, adaletin olmadığı bir yerde özgürlüğün nasıl bir "gönüllü tutsaklığa" dönüştüğünü inceliyor.
* * * * * * * * *
Eğer hayatı / yaşamı sadece "nefes alıp vermek" olarak görmüyor, her soluk alışın aslında hayata karşı bir değer yargısı olduğunu düşünüyorsanız bu kitap tam size göre.
Felsefi derinliği olan, aynı zamanda ise doğrudan ruhumuza ve zihnimize hitap eden, her satırı sindirilerek, ağır ağır okunması gereken bir eser..
Okuması gerçekten zorlayıcı olsa da, bittiğinde dünyaya baktığınız pencerenin çerçevesi kesinlikle genişleyecek..
Camus, iki yüz yıllık bir devrim ve düşünce tarihini merceğe alırken bizi "niçin başkaldırmalıyız"
sorusuyla da baş başa bırakıyor.
"Hiç kimsenin neyin ak neyin kara olduğunu söyleyemediği yerde, ışık söner."
Kendi ışığını arayan her okurun kütüphanesinde mutlaka bulunmalı diyor ve sizleri de en bolundan beyin fırtınasına davet ediyorum..