Daha önce Alex Schulman ’ın Malma İstasyonu romanını okuyanlar bilir; yazar orada bize travmaların asıl sahibinin biz olmadığımızı, geçmişin acılarını farkında olmadan nasıl bugüne taşıdığımızı çok güçlü bir şekilde anlatmıştı. İşte son sayfasını az önce kapattığım 17 Haziran 'da tam olarak aynı yerden, o saklı çocukluk yaralarından yakalatıyor.
Kitap, eski bir telefon hattı üzerinden karakterin kendi çocukluğuyla, annesi ve babasıyla kurduğu o gizemli köprüyü anlatırken, aslında hepimizin içindeki o dinmeyen öfkenin ve hesaplaşmaların peşine düşüyor. Okurken sürekli kendime sordum: İnsan neden canını yakan şeylerin suçlusunu hep yanlış adreste arar?
İçindeki o gizem duygusu bir an bile azalmıyor ama asıl darbeyi finalindeki o muazzam psikolojik yüzleşmeyle vuruyor. Unuttuğumuzu sandığımız küçücük bir kelimenin, bir fısıltının yıllar sonra yetişkin hayatımızı nasıl altüst edebileceğini görmek beni gerçekten derinden etkiledi.
Sürprizini kaçırmamak için detay vermiyorum ama kapağını kapattıktan sonra bile uzun süre etkisinden çıkamayacağınız, zihninizi kurcalayacak sarsıcı bir Schulman romanı olmuş. Mutlaka listenize ekleyin