Sırça Fanus benim için okurken en çok düşündüren kitaplardan biri oldu. Kitabı bitirdiğimde uzun süre etkisinden çıkamadım çünkü anlatılan şey sadece bir genç kızın hikâyesi değil, aynı zamanda insanın kendi zihniyle verdiği savaş gibiydi. Okurken bazı yerlerde Esther’e çok üzüldüm, bazı yerlerde ise onu fazlasıyla anladığımı hissettim. Bu yüzden kitap bana oldukça gerçek ve samimi geldi.
Kitabın baş karakteri Esther Greenwood dışarıdan bakıldığında başarılı bir insan gibi görünüyor. İyi bir eğitimi var, insanların hayalini kuracağı fırsatlar elde ediyor ve geleceğinin parlak olduğu düşünülüyor. Ama iç dünyasında büyük bir boşluk hissediyor. Bence kitabın en güçlü tarafı da burada başlıyor. Çünkü çoğu insan dışarıdan iyi görünen birinin neden mutsuz olabileceğini anlamıyor. Esther’in yaşadığı yalnızlık ve hayata yabancılaşma hissi bana çok gerçek geldi. Özellikle çevresindeki insanların onu anlamaması kitabın en üzücü taraflarından biriydi.
Kitap boyunca dikkatimi en çok çeken şeylerden biri de kadınlar üzerindeki toplumsal baskının anlatılış biçimiydi. Esther sürekli olarak nasıl biri olması gerektiği konusunda baskı hissediyor. Hem başarılı olması bekleniyor hem de toplumun istediği “kusursuz kadın” kalıbına uyması gerekiyor. Ama Esther bunların hiçbirine tam olarak ait hissedemiyor. Bu durum onun psikolojisini daha da kötü hale getiriyor. Bence yazar burada sadece bireysel bir depresyon hikâyesi anlatmıyor, aynı zamanda toplumun insanları nasıl sıkıştırdığını da gösteriyor.
“Sırça fanus” metaforu ise kitabın en etkileyici kısmıydı. Esther’in kendisini cam bir fanusun içine hapsolmuş gibi hissetmesi bana depresyonun nasıl bir şey olduğunu çok güçlü şekilde anlattı. İnsanlar dışarıda hayatlarına devam ederken onun dünyadan kopmuş gibi hissetmesi gerçekten çok ağırdı. Kitabı okurken bazı bölümlerde Esther’in çaresizliğini ben bile hissettim. Bu yüzden kitap bana duygusal olarak oldukça yoğun geldi.
Sylvia Plath’in dili de kitabı etkileyici yapan en önemli şeylerden biri bence. Çok süslü bir anlatımı yok ama yazdığı her cümle insana duygu geçiriyor. Özellikle Esther’in iç düşüncelerini okurken karakterin ruh halini çok net hissedebiliyorsun. Bazı yerlerde insanı rahatsız eden bir gerçeklik vardı ve bu durum kitabı daha güçlü hale getiriyordu. Çünkü yazar hiçbir şeyi güzelleştirmeye çalışmadan anlatıyor.
Benim için kitabın en önemli yönlerinden biri depresyonu romantikleştirmemesi oldu. Esther’in yaşadığı şeyler “şiirsel bir yalnızlık” gibi değil, gerçekten ağır bir ruhsal çöküş olarak anlatılıyor. Bu da kitabı daha samimi ve etkileyici yapıyor. Okurken zaman zaman bunaldım ama bence kitabın amacı da biraz buydu: okura Esther’in hissettiklerini hissettirebilmek.
Genel olarak “Sırça Fanus”, beni hem psikolojik hem de duygusal anlamda etkileyen bir kitap oldu. Herkesin kolay okuyabileceği bir kitap olduğunu düşünmüyorum çünkü oldukça yoğun ve karanlık bir havası var. Ama insan psikolojisini derinlemesine anlatan kitapları seven biri için kesinlikle okunması gereken eserlerden biri olduğunu düşünüyorum. Benim için bu kitap sadece okunup geçilen bir roman olmadı; uzun süre aklımda kalan, bazı cümlelerini tekrar düşündüğüm ve hissettirdiği duyguları unutamadığım bir kitap oldu.
Sırça FanusSylvia Plath