Selam hidayete tabi oların üzerine olsun. Kitap incelemesine gelince;
Kitaplığımıza genellikle edebi zevklerimizi tatmin edecek ya da entelektüel birikimimizi artıracak eserler ekleriz. Ancak bazı kitaplar vardır ki, size bir konfor alanı sunmaz; aksine oturduğunuz koltuğu altınızdan çeker, kalbinize ve inancınıza doğrudan bir ayna tutar. İşte Muhammed Bin Ahmed Es-Salim’in kaleme aldığı, dilimize “İslam Cihadına Katkıda Bulunmanın 39 Yolu” olarak kazandırılan bu nadide eser, tam olarak bu cinsten.
Bir muvahhid için iman, sadece dille ikrar edilen soyut bir iddiadan ibaret değildir. İman; ameli, hareketi ve en önemlisi saf belirlemeyi zorunlu kılan canlı bir hakikattir. Yeryüzünün her köşesinde küfrün Müslimler üzerine çullandığı, ümmetin coğrafyalarında izzetin ve namusun çiğnendiği şu gariplik çağında, bu kitabı okumak benim için entelektüel bir okuma değil, bir nefis muhasebesi oldu.
Müellif eserine, adeta kalbimizin tam ortasına bir ok fırlatan Tevbe Suresi 46. ayetiyle başlıyor: “Şayet onlar, cihada çıkmayı istemiş olsalardı onun için hazırlık yaparlardı.”
Kitap boyunca zihnimde hep aynı soru yankılandı: "Ben neyin hazırlığındayım?" Dünyanın lüksünün, geçici heveslerinin mi; yoksa Allah’ın dinini dert edinmenin mi? Kitabın en benzersiz yönü, cihad kavramını sadece cephedeki sıcak savaşla sınırlamaması; onu tevhidi bir hayat nizamının merkezine yerleştirmesidir.
Yazar, cepheye gidemeyen ama kalbi oradaki muvahhidlerle atan bir müminin yapabileceği 39 somut yolu önümüze koyuyor. Gönülden samimiyetle bu arzuyu taşımaktan, lüksü ve israfı terk etmeye ; kâfirlerin mallarını ve iktisadi güçlerini boykot ederek onları zayıflatmaktan, dil ile mücahidlerin onurunu savunmaya kadar uzanan geniş bir sorumluluk haritası çiziyor.
Kitapta beni en çok sarsan bölümlerden biri, cihadı ve bu uğurda niyet taşımayı terk etmenin aslında ameli bir nifak alameti olduğunu anlatan kısımlar oldu. Müellif, peş peşe sıraladığı ayet ve sahih hadislerle, "evinde oturup halinden memnun olan" konforperestlikle, kalbi yaralı muvahhidlik arasındaki o keskin çizgiyi net bir şekilde çekiyor. Anlıyorsunuz ki; batıl ehliyle mücadeleyi terk eden, eninde sonunda kendi kardeşiyle mücadele etmeye başlıyor ve fırkalaşma kaçınılmaz oluyor.
Bu kitap; hüzünle gözyaşı döken ama imkânsızlıktan gidemeyen Tebük sahabilerinin samimiyetini arayanlar için bir rehber. "Ben tek başıma ne yapabilirim?" diyen her Müslimin bahanelerini elinden alan, tevhidi duruşu hayatın her alanına (alışverişine, duasına, çocuk eğitimine ve zihniyetine) ilmek ilmek işleyen bir manifesto.
Eğer dininizi sadece bir teselli aracı olarak değil, bir dava ve hayatın ta kendisi olarak görüyorsanız; bu eseri kelime kelime, sindire sindire okumalı ve "Ben bu 39 yolun neresindeyim?" sorusunu kendinize sormalısınız.
Rabbim bizleri niyetinde saf, amelinde sadık ve izzetli bir muvahhid olarak yaşatsın ve canımızı bu hal üzere alsın. Hamd, yalnızca âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.