Gönderi

Bilginin Soğukluğu, Kalbin Bilgeliği
8/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 18:14
İskender Pala’nın A-71 romanı, ilk bakışta zaman yolculuğu, kuantum fiziği ve politik entrikalarla örülü bir kurgu gibi görünse de esasen insanlığın kadim meselesine eğiliyor: İnsan, bunca bilgiye rağmen neden hâlâ bilgeleşemiyor? Romanın asıl gerilimi yalnızca zamanlar, devletler ya da ideolojiler arasında değil; insanın aklı ile vicdanı, bilgisi ile merhameti, gücü ile ahlakı arasında kuruluyor. Eserin merkezinde bilgi ile bilgelik arasındaki ince ama hayati fark var. Bilgi çoğu zaman aklın, hesaplamanın, analiz etmenin alanında kalır. Bilgelik ise bunların ötesine geçerek kalbi, vicdanı ve merhameti de içine alır. Pala’nın romanı, aklı küçümseyen romantik bir metin değil; fakat aklın kalpten koparıldığında ne kadar soğuk, tehlikeli ve yıkıcı hâle gelebileceğini gösteren bir anlatı. Bu nedenle A-71’de akıl ile kalp karşı karşıya getirilmez; aksine insanlığın kurtuluş ihtimali, ikisinin dengeli birlikteliğinde aranır. Romanın günümüz Ortadoğu siyasetine, devletlerin çıkar hesaplarına, kapalı kapılar ardında çevrilen oyunlara ve ideolojik ikiyüzlülüklere uzanan tarafı, metni yalnızca bireysel bir arayış hikâyesi olmaktan çıkarıyor. Burada insanlık, yalnızca bireyin iç dünyasında değil; devlet aklında, diplomasi dilinde, savaş politikalarında ve inançların araçsallaştırıldığı karanlık alanlarda da sınanıyor. Güç sahiplerinin hakikati eğip bükmesi, insan hayatını stratejik bir hesap kalemine indirgemesi ve dini söylemlerin çıkar ilişkileri uğruna kirletilmesi, romanın en sert eleştiri damarlarından birini oluşturuyor. Bu noktada eserde belirgin bir tasavvufi yön hissediliyor. Ancak bu tasavvuf, romanda süsleyici bir unsur gibi durmuyor; metnin ahlaki omurgasını kuruyor. Din, Pala’nın anlatısında iktidar sahiplerinin elinde biçim değiştirdiğinde insanı iyileştiren bir çağrı olmaktan çıkıp çatışmanın dili hâline gelebiliyor. Siyonizm, evangelist yaklaşımlar, milliyet, kültür ve inanç eksenli gerilimler üzerinden kurulan yapı da tam olarak bu kırılmayı gösteriyor. Roman, dinin özüyle din adına üretilen siyasal hırs arasındaki mesafeyi görünür kılıyor. A-71’in dikkat çekici taraflarından biri de kuantum fiziği ile tasavvufi düşünceyi aynı anlatı evreninde buluşturması. Modern bilimin belirsizlik, ihtimal ve zaman kavrayışı; insanlığın kadim anlam arayışıyla yan yana getirilmiş. Bu tercih yer yer iddialı, hatta bazı okurlar için fazla genişleyen bir yorum alanı açsa da romana sıradan bir bilimkurgu olmaktan uzak, daha felsefi bir derinlik kazandırıyor. Çünkü Pala’nın ilgilendiği şey yalnızca zamanın bükülmesi değil; insanın hakikat karşısında aldığı biçim. Zaman yolculuğu da bu anlamda romanın yalnızca fantastik ya da bilimkurgu unsuru değil, düşünsel aracıdır. Üç farklı zaman dilimi içinde değişen dekorlara, farklılaşan iktidar biçimlerine ve dönüşen teknolojilere rağmen insanın temel zaafları neredeyse aynı kalır. Savaş, açlık, sefalet, kriz, doğanın zehirlenmesi, yaşamın hoyratça tüketilmesi ve insanın insana kurduğu tahakküm, çağlar boyunca farklı yüzlerle tekrar eder. Roman tam da bu tekrar duygusuyla okura basit ama yakıcı bir soru bırakır: İnsanlık huzurlu, adil ve savaşsız bir dünyada yaşamayı gerçekten istemiyor mu; yoksa bunu mümkün kılacak ahlaki olgunluğa bir türlü erişemiyor mu? Eserin bugüne bakan yüzü yalnızca savaş ve siyasetle sınırlı değil. Sosyal medyanın insan üzerindeki etkisi, kişisel verilerin mahremiyeti, gözetim kültürü ve dijital dünyanın bireyi görünmez biçimde kuşatması da romanın modern zaman eleştirisine eklemleniyor. Böylece geçmiş, gelecek ve bugün aynı çizgide birleşiyor: İnsan çağ değiştiriyor, araç değiştiriyor, dil değiştiriyor; fakat iktidar kurma, hükmetme ve tüketme arzusunu çoğu zaman yanında taşıyor. Romanın sonunda belirginleşen ana fikir ise sade olduğu kadar sarsıcıdır: Kötülük, kötülükle ortadan kaldırılamaz. Tarih boyunca savaşla barış kurulacağına, kanla düzen sağlanacağına, ölümle kötülüğün sona erdirileceğine inanıldı; fakat insanlık her defasında aynı karanlığı başka isimlerle yeniden üretti. Güç adına işlenen zulümler, din adına meşrulaştırılan çatışmalar, devlet aklı denilerek görünmez kılınan vicdansızlıklar ve ideolojilerin ardına saklanan çıkar hesapları, kötülüğü bitirmek bir yana onu daha sistemli, daha meşru ve daha kalıcı hâle getirdi. A-71 tam da bu noktada okuru ahlaki bir eşiğe getirir: İnsanlığı kurtaracak olan daha büyük bir güç, daha keskin bir silah ya da daha kusursuz bir strateji değildir. Kötülüğün karşısına ancak iyilik, merhamet, sevgi, hoşgörü ve barışla çıkılabilir. Din, insanın çıkarlarına hizmet eden bir araç hâline getirildiğinde özünü kaybeder; kutsal olan, iktidarın diline tercüme edildiğinde iyileştirme gücünü yitirir. Aynı şekilde kalpten kopmuş bilgi de insanlığı aydınlatmaz; aksine yıkımı daha hesaplı, daha teknik ve daha soğuk hâle getirir. Bu yüzden A-71, yalnızca zaman yolculuğu anlatan bir roman değil; insanlığın kendi içindeki karanlıkla yüzleşme denemesidir. İskender Pala, modern dünyanın en ileri bilgisini insanın en eski zaaflarıyla yan yana getirirken aslında çok temel bir meseleye işaret ediyor: Bunca çağ, bunca savaş, bunca bilgi ve bunca acıdan sonra insan kalbini koruyabilecek mi? Bana kalırsa bu sorunun cevabı ne yazık ki iyimser değil; çünkü insanlık kalbini korumayı başaramıyor, hatta onu çoktan yavaş yavaş kaybetmeye başlamış görünüyor.
1000Kitap
A-71İskender Pala · Kapı Yayınları · 20222,738 okunma
·
32 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.