·524 syf.····Okunma: 16 Mayıs 2026 17:51 Romanın asıl gücü, bir aşkın nasıl takıntıya dönüştüğünü göstermesinde. Kemal’in Füsun’a duyduğu yoğun duygular, zamanla sağlıklı bir sevgi olmaktan çıkıp saplantıya dönüşüyor. Bu süreçte nesneler, hatıralar ve İstanbul’un atmosferi de işin içine giriyor. Böylece okur, aşkın sadece romantik bir duygu değil, aynı zamanda insanı tüketebilecek bir bağımlılık hâline gelebileceğini görüyor.
Ama şunu da söyleyebilirim ki beni çok tatmin eden bir roman olmadı çünkü sade anlatımı uzun cümleleri bana göre sönüktü.  Evet ortada bir sevgi var ama çok maddesel, biliyorum kitabın konusu bu zaten ama benim kitaba girmemi çok zorlaştırdı.  Ayrıca Kemal’in sürekli saplantılı bir şekilde “bazı şeyleri” (!) düşünmesi sürekli, beni bir yerden sonra yordu hatta bazı sayfaları atlayarak okudum bunu itiraf etmeliyim.
Ağdalı bir üslup beklemiştim açıkçası ama sade kelimelerle bir betimleme yapma çabası gördüm beni tatmin etmedi. Elbette konu olarak güzel bir roman ama üslup olarak benim için sınıfta kaldı zaten Orhan Pamuk’un da kitaplarını İngilizce yazdığını ve sonradan türkçeye çevrilmesi gerçeğini öğrendikten sonra üslubun bu kadar sade kalması beni şaşırtmadı.
Bir de şunu söyleyebilirim ki bence bu aşk değildi sadece haz takıntısı olan bir adamın hayatıydı. Hatta beni en üzen kısım Füsun’nun ölüşünün betimlenme şekliydi…
İyi okumalar
Kitaplarla ve sağlıcakla kalın :)