·480 syf.····Okunma: 17 Mayıs 2026 20:50 Hardy sevdiğim yazarlardan biridir. Jane Austen, Bronte kardeşler ve Tolstoy havasını hissettiren ve daha önce okuduğum eserlerini beğendiğim hardy'nin bu eserinden de umutluydum. Diğer eserleri kaadar beni etkilemese ve beklentimin altında kalsa da ortalama diyebileceğim bir eser oldu benim için.
Konusundan kısaca bahsedersem;
Jude Fawley , büyük teyzesi tarafından büyütülen fakir bir yetimdir , ancak yakındaki Christminster kasabasındaki üniversitede okumayı hayal etmektedir . Bu hayalinde, Jude çocukken benzer hırslarla ayrılan eski öğretmeni Richard Phillotson'dan ilham alır. Jude, klasik dilleri kendi kendine öğrenmeye ve taş ustalığı yapmaya başlar, ancak kibirli ve şehvet düşkünü genç bir kadın olan Arabella Donn tarafından derslerinden uzaklaştırılır.
Jude sonunda Christminster'a ulaşır. Başlangıçta bu yere hayran kalır, ancak kısa süre sonra zenginlik ve sosyal statü olmadan üniversiteye giremeyeceğini anlar.
Christminster'da Jude, zeki ve dindar agnostik kuzeni Sue Bridehead ile tanışır . Ona hemen aşık olur, ancak duygularına direnmeye çalışır. Sue'ya, üniversiteye kabul edilmemiş ve tekrar öğretmenlik yapan Jude!un eski öğretmeni Phillotson bir iş bulur. Sue kısa süre sonra Phillotson ile nişanlanır, ancak Jude ile ilişkisi de güçlenir ve iki kuzen çok yakınlaşır.
Hikaye boyunca Jude ve Sue'nın geleneklere farklı bakış açılarının hayatlarında ve etrafındakilere nasıl zorluklara yol açacağını, aşkı , bağlılığı, yanlış kararların sonucunu okuyoruz.
Öncelikle , konusu oldukça ilgimi çeken klasik ingiliz edebiyatı kitaplarından biriydi. Bu tarz geleneklere bağlı kalmama çabasındaki kadın /erkek ilişkilerini, o dönemde yoksul biri olarak eğitim almaya çalışmanın zorluğunu anlatan çok klasik okumuşumdur. Bu tarz o dönemin zorluklarını ve o dönemin bakış açısını eleştiren eserleri severim. Bu kitap da konusuyla beni çekti ama dili oldukça sıktı beni. Normalde Hardy'nin dilini Austen kadar akıcı ve pembe bulmam zaten ama bu eserin sanırım uzunluğu beni ekstra okurken yordu. Kitap gereğinden fazla uzatılmış gibi geldi ve bir noktada zaten konusunun karanlıklığı ve dramatikliği insanı boğarken bir de olayların tekrara düşmesi beni yıprattı okurken.
Kitap benim için 3 bölümden oluşuyor;
İlk kısım Jude'un okuma hevesi içindeki yoksul bir gencin hikayesini anlattığı kısım. Bu genç okuma ve kendini geliştirme hevesi içerisinde sürekli çabalayan, kitaplar satın alan ve öğrenme aşkıyla yanıp tutuşan bir gençken karşısına çıkan uyanık, sinsi ve kötü kalpli bir kadının hamilelik oyunu tarafından kandırılarak kendini evli bulan, hayallerinden vazgeçmek zorunda kalan bir genç. Bu ksıımda Jude'un saflığı ve masumluğu beni üzerken Arabella'nın sinsiliği çok sinirlendirmişti ve yaşanan olayalr çok gerçekçi geldi. Akıp gitti eser , merak uyandırdı.
İkinci kısım Jude'un arabella'dan kitapta okuyucuya yüzeysel aktarılarak gerçekleştirilen ayrılığı sonrası Sue ile tanışması ve kendini kaybedecek derecede aşık oluşu. Bu öyle bir aşk ki gözü kör oluyor Jude'un ve karşısındaki kadının ona verdiği değerin azlığını ,kızın şımarıklığını hesaba katmadan kendini kaptırıyor. Bu kısımda Sue karakterinin geleneklere ters bakış açısı, dik duruşu, feministliği hoşuma gitse de şımarıklığına sinir oldum. Başlarda Jude'u ve Phillotson 'u resmen kullanıyordu. Kendini bulunmaz hint kumaşı sanarak bu iki eski tanıdık erkeği de birbirine düşürdü ancak bakış açısı ayağına dolandı ve toplum tarafından hem çevresindekilere hem de kendine zarar verdi. Bu kısım çok yavaş ilerledi benim için. Yazar geleneklere ters bakış açısını ve böyle insanların yaşayacağı zorlukları yavaş yavaş anlatmak istemişti ama ben okurken çok yoruldum ve hep aynı şeyden bahsediliyormuş gibi geldi. Sürekli Jude'un Sue'ya olan umutsuz aşkı ve Sue'nun Jude'u sevdiğini söyleyip Phillotson ile birlikte oluşunu ve ondan da vazgeçemeyişini okuyup durdum. Jude onu sevsin ister ama onun da olmak istemez...
Üçüncü kısım ise Jude ve Sue'nun tam mutlu olduğu noktada. kara bulutların kitabın başına üşüştüğü kısım.. Tamamen her şeyin beklenmedik şekilde drama döndüğü kısım beni şok etti ve eser hızlanmaya başladı sonlara yaklaştığı için. Hiç beklemediğim şeyler oldu kanımı donduran... Yazar bu kısımda etkiledi ama yine de bazı tepkiler (özellikle Sue'nun çocuklarını kaybettikten sonraki tepkileri) yansıtılamamıştı , eksik hissettirmişti. En çok bu kısımda Arabella karakteri güzel yansıtılmıştı bence . İçindeki kötülük ve kurnazlık çok güzel geçti bana. Sue karakterinin de yaşadığı pişmanlık, günah çıkarma altında delirmesi ve düşüncelerinin tamamen zıt yöne dönmesi etkiledi beni. Phillotson ise bambaşka bir olayla hırs yaparak Sue'yu affetmesi (aslında affetmese bile Sue'nun onu bırakıp gitmesine ve kendisinin zamanında buna izin vermesini kendine yedirememesi sonucu) güzel aktarılmıştı. Jude'un umutsuzluğu ruhumu daralttı okurken ve içimden hep salak dedim.. Çok saf bir karakterdi bence. Bu saflık okurken insanı yoruyor.
Genel anlamda kötü diyemeyeceğim çünkü verdiği mesajların ders niteliğinde olduğu, güzel şeylere değinen ve insanı düşündüren bir kitaptı ama kitabın dili ve işleyişi çok karanlık, bunaltıcıydı. Benim için ortalama bir eser oldu.