İnsan hayatı, 'keşkeler' ve 'acabalar' arasında sıkışıp kalmış bir pişmanlıklar mezarlığıdır. Matt Haig, Nora’nın karakterinde bize paralel evrenleri değil, insanın kendi zihnindeki hapishaneleri anlatıyor. Seçmediğimiz yolların, yaşamadığımız hayatların hep daha kusursuz olacağına inanma yanılgısına düşüyoruz. Oysa kütüphanedeki her kitap, mükemmel hayat diye bir şeyin olmadığını, sadece 'yaşanan hayat' olduğunu kanıtlıyor. Hayatı anlamlı kılan şey kusursuz şartlar değil, o şartların içinde nefes alma iradesidir. Önemli olan hangi hayatı yaşadığın değil, yaşadığın hayatın içinde kendi özünü ne kadar bulabildiğindir