Uzun zamandır okuduğum en sarsıcı gerçek suç kitaplarından biri oldu. Kitabı bitirdiğimde sadece bir cinayet hikâyesi okumadığımı, aynı zamanda insanlığın açgözlülüğünün ne kadar korkunç boyutlara ulaşabileceğini gördüğümü hissettim. Üstelik anlatılanların tamamen gerçek olması kitabın etkisini kat kat artırıyor.
Osage yerlilerinin petrol sayesinde zenginleşmesinden sonra sistematik şekilde hedef alınmaları inanılmaz öfkelendirici. İnsanlar para uğruna nasıl bu kadar vicdansız olabilir diye düşünmeden edemedim. Özellikle olayların yıllarca görmezden gelinmesi, cinayetlerin üzerinin kapatılması ve dönemin adalet sisteminin çürümüşlüğü insanın içini daraltıyor. Okurken sık sık “bu kadarına da pes” dedim.
David Grann’ın anlatım tarzını çok sevdim. Gazetecilik diliyle roman akıcılığını güzel bir yerde buluşturmuş. Gereksiz dramatizme kaçmadan olayları belgeler, tanıklar ve araştırmalar üzerinden anlatması kitabı daha da etkileyici yapmış. Buna rağmen asla kuru bir tarih kitabı gibi hissettirmiyor. Aksine sayfalar ilerledikçe gerilim giderek artıyor ve olayların ardındaki korkunç tablo yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Kitapta en çok hoşuma giden şeylerden biri de FBI’ın kuruluş sürecine dair detaylardı. Bir yandan seri cinayetleri okurken diğer yandan Amerika’daki soruşturma sisteminin nasıl şekillendiğini görmek ilginçti. Ama bence kitabın asıl gücü, sadece suçluları anlatmaması. Aynı zamanda susturulan, hakları elinden alınan ve unutulmaya çalışılan Osage halkının yaşadıklarını görünür kılması.
Tek eleştirim bazı bölümlerde fazla isim ve detay olmasıydı. Gerçek olay anlatıldığı için doğal ama bazen kim kimdi karıştırdığım oldu. Yine de kitabın genel etkisini azaltmadı.
Gerçek suç, tarih ve araştırma kitaplarını sevenler için kesinlikle çok güçlü bir okuma. Bitirdikten sonra etkisi hemen geçmiyor; insan uzun süre anlatılanları düşünüyor.