Korkaklık gibi cesaret de insanın muhakemesini dumura uğratabilir. Hakkı ve Ziya karakterleri bunu çok yalın biçimde yaşamlarına yansıtmışlar. 1900lerin toplumunu ve yapısını sosyo -politik yönden akıcı bir üslupla ele alan ve yer yer karakterlerinin iç dünyasını da muhteşem betimlemeler eşliğinde okuruna sunan yazar böylece eseriyle dönemin en unutulmaz olaylarından birini en basit ve sade biçimde anlatırken aynı zamanda 'insan' denen karmaşık denklemin çözümüne kapı aralar. Burada 'zarlar' veya daha açık biçimde 'kumar' Ziya karakterinin yaşamı, ölümü, mutluluğu ve kederi sorguladığı kendine ait küçük bir dünyadır. İskenderiye'deki yaşamın detaylarını okurken aslında İstanbul'dan çok farklı bir sosyolojisinin olamadığını dönemin iki önemli şehrin bir çok noktada benzeştikleri görülmektedir. Bürokratik sistemin çürümüşlüğünün sosyal yaşamı nasıl bir kaosa sürüklediğinin de enstantanesi verilmektedir. 'Hilâfet' merkezinin ya da bir çok yönüyle 'günah şehri'nin yönetiminde isim sahibi olmak için çırpınan muhteris aklın siyasi oyunlarında cesaretleri ve aptallıklarıyla öne pey olarak sürülmüşlerin hikayesidir 'Zarlar'. Günümüzde de izdüşümlerini yakalayacağımız ibretlik olayların içinde belki de kavranması güç olan gerçek şu; bu masada zarlar hileli ise sonucu sadece kaybetmek değil korkunç bir yenilgi olacaktır. Kazım ve Ziyanın en başından beri ihmal ettikleri ya da kestiremedikleri gerçek bu idi. Nitekim onların 'zarları' için sadece iki keskin uç vardı: kazanmak ve kaybetmek.
Eserin tek paragraflık 26. bölümü ki kapanıştır insanın içine yumruk gibi oturmaktadır bunu en son public enemies izlerken hissetmiştim.
Düzeltme;
İlk basım için; 98. sayfada dakika oda numarası karışmıştır. "Ağabeysini" nedir alışamadım bir türlü "Ağabeyini" demeyi tercih ederim. "...Arif ağabeyinin ölümünü unutamıyor..." , "...Arif ağabeysinin ölümünü unutamıyor...", "...Arif abisinin ölümünü unutamıyor..." burada bana en şık geleni üçüncüsü.
Eleştiri;
Bab-ı Ali baskını ve Mahmut Şevket Paşa'nın suikasti birlikte konu edinilirse 200 sayfada anlatmak epey zor olur. Nitekim 'baskın' çok az bahsedilen bir konu olmuş .
Takdir;
Yazarın Osmanlı'nın sonlarını roman diliyle anlatışı harikulade. Özellikle okuyanların malumu dörtlü serisi bu konuda en başarılı yapıtlarıdır.
Temenni;
Üç paşayı özellikle Enver paşayı ve Sarıkamışı detaylı anlatan türden bir roman beklentisi hep vardı. Dörtlü serisini özellikle "Sarıkamıştan Akdeniz'e" yazısını okuduktan sonra...