Köy yaşamını ve köydeki kitlenin üzerine hâkim olan batıl inançların yaygın zorbalık ve hasedin duyguları felç edip aklı nasıl yok ettiğini yerine cehalet ve hamaseti nasıl ektiğini anlatan enfes bir roman. Daha önce İnce Memed'de "Dünyada köylüden daha kötüsünü bulamazsın daha iyisini de..." şeklinde ifadeler okumuştum. Yazarı seven biri olarak garip gördüğüm bu ifadesinin ayrıntısını burada yakalamak mümkündür. Roman arananı adeta örnek bir olay üzerinden detaylandırarak açıklamıştır.
Cumhuriyet'te tefrikalarının yayınladığı dönemlerde farklı güzergâhlarda farklı köyleri sık sık ziyaret etmesi oradakilerle birlikte yaşaması yazara 'köylü'yü daha iyi tanıma fırsatı vermiştir.
'Hortlak' metaforunun çocuk da olsa 'namus' kavramı kadar ana karakteri etkilememesi hikâyenin ilginç bir yönü olduğu kadar konunun merkezindeki sakinlerinin de zihniyetini adeta resmetmiştir.
Olayın geçtiği mekânı ve doğasını tasviri ayrıca büyüleyici. Okurunu kendisiyle birlikte muhteşem bir coğrafyanın güzel doğasında dolaştırması orada yaşıyormuşcasına olayın içinde tutması ancak dahi bir kalemin marifeti olabilirdi. Hikâyenin seyri sondan başa doğru merak uyandırarak devam etmektedir ve her karakterin hikâyesini ustaca geçişlerin beklenmedik anlarında öğreniyorsunuz. Kitabın sonuna geldiğinizde bulunduğunuz yerin başta okuduğunuz hikâyenin başlangıcı olduğunu görürsünüz.
Yazarın diğer eserlerinde de sıklıkla kullandığı benzerine az rastlanan bana göre özel 'lügatnamesinden' yeni yeni kelimeler ve kavramlaştırmalar da mevcut örneğin; '...yüzünü yuyuma', '...başkasıyla çatışma(cinsellik)', '...kayanın ardında çatlama(tuvalet)', 'inildeme', 'çok zarılık eyleme'...
Son olarak, Abidin Dino çizimleri güzel bazıları ayrıca güzel yılanı saran kadın çizimi daha bir güzel.
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,1bin okunma
Korkaklık gibi cesaret de insanın muhakemesini dumura uğratabilir. Hakkı ve Ziya karakterleri bunu çok yalın biçimde yaşamlarına yansıtmışlar. 1900lerin toplumunu ve yapısını sosyo -politik yönden akıcı bir üslupla ele alan ve yer yer karakterlerinin iç dünyasını da muhteşem betimlemeler eşliğinde okuruna sunan yazar böylece eseriyle dönemin en unutulmaz olaylarından birini en basit ve sade biçimde anlatırken aynı zamanda 'insan' denen karmaşık denklemin çözümüne kapı aralar. Burada 'zarlar' veya daha açık biçimde 'kumar' Ziya karakterinin yaşamı, ölümü, mutluluğu ve kederi sorguladığı kendine ait küçük bir dünyadır. İskenderiye'deki yaşamın detaylarını okurken aslında İstanbul'dan çok farklı bir sosyolojisinin olamadığını dönemin iki önemli şehrin bir çok noktada benzeştikleri görülmektedir. Bürokratik sistemin çürümüşlüğünün sosyal yaşamı nasıl bir kaosa sürüklediğinin de enstantanesi verilmektedir. 'Hilâfet' merkezinin ya da bir çok yönüyle 'günah şehri'nin yönetiminde isim sahibi olmak için çırpınan muhteris aklın siyasi oyunlarında cesaretleri ve aptallıklarıyla öne pey olarak sürülmüşlerin hikayesidir 'Zarlar'. Günümüzde de izdüşümlerini yakalayacağımız ibretlik olayların içinde belki de kavranması güç olan gerçek şu; bu masada zarlar hileli ise sonucu sadece kaybetmek değil korkunç bir yenilgi olacaktır. Kazım ve Ziyanın en başından beri ihmal ettikleri ya da kestiremedikleri gerçek bu idi. Nitekim onların 'zarları' için sadece iki keskin uç vardı: kazanmak ve kaybetmek.
Eserin tek paragraflık 26. bölümü ki kapanıştır insanın içine yumruk gibi oturmaktadır bunu en son public enemies izlerken hissetmiştim.
Düzeltme;
İlk basım için; 98. sayfada dakika oda numarası karışmıştır. "Ağabeysini" nedir alışamadım bir türlü "Ağabeyini" demeyi tercih ederim. "...Arif