#ortancaçocuk
Eser, geçmişin tozlu raflarında unutulmuş bir çocukluğun, Ankara’nın ayazında titreyen bir yüreğin ve her şeye rağmen yeniden ayağa kalkma iradesinin dokunaklı bir öyküsüdür. Kitap, seksenli yılların Ankara’sında, Yenimahalle’nin küçük bir gecekondusunda büyüyen bir çocuğun; sahipsizlik, yalnızlık ve aile içindeki görünmezlik mücadelesini odağına alıyor. Yazar, sadece bir büyüme hikâyesi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda sevgisizliğin ve ihmal edilmenin bir insanın ruhunda açtığı derin yaraları "ortanca çocuk" metaforu üzerinden ustalıkla işliyor. İ
Yazarın dili, okuru o dönemin Ankara'sına, döküm sobaların üzerinde kuruyan elbiselerin kokusuna ve bayat ekmek kokulu kış gecelerine götürüyor. Ancak bu sıcak anıların gölgesinde, ilkokulun ilk günü tek başına okula gitmek zorunda kalan, başarıları önemsenmeyen ve aile içindeki çatışmaların ortasında savrulan o mahzun çocukla tanışıyoruz. Kitap, yetimhanenin soğuk duvarları arasında sevgiye aç bir şekilde bekleyen çocukların, farklı gruplar tarafından nasıl bir araç olarak görüldüğünü de çarpıcı bir gerçeklikle yüzümüze vuruyor.
Eserin en etkileyici yanlarından biri, ana karakterin "Medyum Azaz" gibi gizemli figürlerle kesişen yollarından geçip, hayatın tüm zorluklarına karşı kendi kimliğini inşa etme çabasıdır. Geçmişin yükünü bir ceket gibi üzerinde taşıyan bu küçük çocuğun, zamanla büyüyüp kendi ailesini kurma hayaliyle yanıp tutuşması, okura umut aşılayan bir dönüm noktası oluşturuyor. Ayşegül ile kurduğu derin bağ ve onun geniş ailesine dahil olma arzusu, aslında kahramanımızın hayatı boyunca aradığı o "aidiyet" duygusunun en somut karşılığıdır.
Yazar, "Başarmıştık mutlu olmayı..." diyerek, en büyük başarının tüm acılara rağmen güzel ve güçlü bağlarla kenetlenmiş bir yuva kurabilmek olduğunu vurguluyor. "Ortanca Çocuk", kendi hikâyesini yazmak isteyenlerin, geçmişine tutunarak geleceğini inşa edenlerin başucunda bulundurması gereken ilham verici bir eser niteliğindedir.
#okudumbitti