Kitapta toplam 4 öykü olduğunu biliyordum ancak yarısından fazlasının ilk öyküye ait olacağını fark etmemişim. Dolayısıyla ilk öyküde bir yerdeh sonra sıkıldım, diğerleri de o kadar hızlı bitti ki “Bu kadar mıydı?” dedim. Tatmin olmamış hissediyorum şu anda.
Öykülerin konuları da birbirinden çok bağımsızdı. Aklımda yer edecek bir duygu veya düşünce de uyandırmadıkları için yine unutulacak kitaplardan birisi olacak muhtemelen.
İlk öyküden otomaton kelimesini ve hayal meyal bir yerde duyduğum “satrançta yenilmeyen Türk” robotunun hikayesi aklımda kalacak muhtemelen.
Son öyküde de ressamın eşinin kendisi resmedilirken ölüşü üzerine biraz kafa yorarım diye düşünüyorum.