Ruhunun güveni kırılmıştı ama kendisine mi, topluma mı yoksa nesnelere mi?
Ahh keşke şuan Cemil Süleyman’ ın yanına ışınlanmış olsaydım…
Seven böyle mi yapar ya hu? diye sitem edip sevgi tanımını değiştirmek isterdim. Kendilerine verdikleri etiketlere sahiplenirken kendi duygularını etiketlerinin önüne koymalarındaki çaresiz tesellilerini anlayamadım.
Ama Siyah Gözler'i okurken sevginin önüne toplumun yargısı, korkular, alışılmış yalnızlıklar giriyor. Ve insan en çok da buna üzülüyor çünkü bazen karakterlerin mutsuzluğu kaderden değil, kendi içlerinde büyüttükleri korkulardan kaynaklanıyor.
Alışmış olduğu bu yalnızlık ve sarsılan güven tahtını kırmak istemiyordu çünkü kendisi bu sevdanın sürmeyeceğine o kadar emin ki kendini böyle bir sevginin içinde hayal edemiyordu...
Korkuyordu.
Kitap bittikten sonra olaylardan çok hisler kalıyor akılda. Sessiz bir hüzün, geç kalmışlık hissi ve insanın kendi duygularına bile güvenememesi…
Peki bu son neden yazıldı onlara biliyor musunuz? Çünkü onlar bugünün duyguları ile geleceğin duygularını satın alıyordu. Ama keşke mümkün olsaydı... Çünkü şüphe duyguların gölgesini sevgi nedeniyle katletmişti.
Bu sonu sevmedim gerçi sevgi tanımını da sevmedim neyse yine de Cemil Süleyman'ın naif ve zarif duyguları ile tanışmayı çok sevdim. Umarım daha güzel sonlarda tekrar görüşürüz.
Siyah GözlerCemil Süleyman · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20264,047 okunma