Puan vermedi·184 syf.····Okunma: 19 Mayıs 2026 12:27 Bazı kitaplar olay anlatır, bazı kitaplar ise bir dönemin ruhunu taşır. Talip Apaydın’ın “Akan Sulara Karşı” kitabı bende ikinci hissi bıraktı.
Kitabı bitirdiğimde aklımda büyük olaylardan çok küçük insan anları kaldı. Zaten iyi anılar biraz böyledir sanırım; insanın hafızasına bağırarak değil, sessizce yerleşirler.
Talip Apaydın’ın anlatımında en sevdiğim şey gösterişsizliği oldu. Kendini öne çıkarmaya çalışan bir dil yok. Yaşanmışlıkların içinden gelen sade ama güçlü bir anlatım var. Bu yüzden okurken bir yazarın cümlelerini değil, bir insanın hayatını dinliyormuş hissi oluşuyor.
Köy Enstitüsü ruhu kitabın her yerine sinmiş durumda. Ancak bu durum sloganik bir noktaya taşınmıyor. Daha çok üretmeye, düşünmeye, okumaya ve insan yetiştirmeye inanmış bir kuşağın iç dünyasını görüyorsunuz.
Benim için kitabın en güçlü taraflarından biri de insan sevgisini kaybetmemesi oldu. Hayatın zorlukları, dönemin baskıları, kırgınlıklar anlatılıyor ama metin hiçbir zaman nefretin içine düşmüyor. Bu da kitabı daha samimi hale getiriyor.
Talip Apaydın’ı okurken zaman zaman kendi çocukluğumu, mahalleleri, eski insan ilişkilerini, yoksulluğun ama aynı zamanda dayanışmanın olduğu yılları düşündüm. Belki de bu yüzden kitap bana uzak bir hayatı değil, tanıdık bir hissi anlattı.
Bugün hızlı tüketilen ve çabuk unutulan birçok metnin arasında “Akan Sulara Karşı” sakin ama kalıcı bir iz bırakıyor. Özellikle insan hikâyelerini, yakın dönem Türkiye’sini ve sade ama güçlü anlatıları sevenlerin mutlaka okuması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.