Gönderi

9/10
·488 syf.··
2026 46. kitabı
Wei, Açelya Hanedanlığı’nın cariye alacağını duyduğunda bunun yalnızca kendi hayatı için değil, yaşadığı yoksul köy için de bir umut olabileceğini düşünür. Köylüler, ona destek olabilmek için ellerindeki birkaç değerli eşyayı Wei’ye verir; çünkü saraya kabul edilmek için hanedana sunulacak hediyeler büyük önem taşımaktadır. Wei de bu fedakârlıkları yanında götürerek saraya adım atar ve kısa süre içinde cariye olabilmek için zorlu bir eğitime alınır. Terren, Açelya Hanedanlığı’nın ikinci oğlu ve geleceğin imparatorudur. Daha çocuk yaşlardan itibaren şiirler yazarak büyü yapabilen sıra dışı bir yeteneğe sahiptir. Ancak ağabeyi Mao, büyü konusunda onun kadar güçlü değildir. Bu durum iki kardeş arasında sessiz ama derin bir rekabetin doğmasına neden olur. Cariye seçimlerinin yapıldığı gün yüzlerce kadın saraya getirilir ve yalnızca bir kısmı seçilir. Seçilenler arasında Wei de vardır. Ancak sarayda kalabilmek ve bir gün imparatoriçe olabilmek için önünde aşması gereken uzun bir süreç vardır: tam 300 gün. Bu süre boyunca Wei, Açelya Hanedanlığı’nın görkemli ama bir o kadar da acımasız sarayında yaşamaya mecburdur. Wei, sarayın entrikaları ve rakip cariyelerin arasında ayakta kalmaya çalışırken Terren’le de birçok zorlu olay yaşar. Fakat bu hanedanlıkta hayatta kalmanın ilk kuralı sessiz kalmayı bilmektir. Çünkü güçsüz görünen herkes kolayca yok edilmektedir. Hanedanlığın en katı yasalarından biri ise kadınların okuma yazma öğrenmesinin kesinlikle yasak olmasıdır. Ancak Wei, kendisine yardım eden bir görevli sayesinde gizlice okuma yazma öğrenir. Zamanla şiirler yazmaya başlar ve Terren gibi büyü yapabilecek güce ulaşmayı ister. Çünkü sarayda yalnızca güzellik değil, bilgi ve güç de insanın kaderini belirlemektedir. Şimdi sıradan bir pirinç çiftçisinin kızı olan Wei’nin önünde çok daha büyük bir savaş vardır: Bu acımasız sarayda ne kadar dayanabilecek? Terren ile Mao arasındaki taht mücadelesi nasıl sonuçlanacak? Ve Wei, kaderini değiştirecek güce gerçekten ulaşabilecek mi? Kitap sessiz, yavaş ve her şeyi yerli yerine oturtarak ilerliyor. Kitabın başlarında kendi kendime bazı ihtimaller olayların o yönde ilerleyeceğini düşündüm. Ama sayfalar ilerledikçe her şey düşündüğümün tam tersine döndü. Bir noktada “tamam” dedim, umarım artık böyle sonuçlanır. Fakat hikâye yine ters köşe yaptı ve beni hiç beklemediğim bir yere götürdü. En sonunda ise ilk başta aklımdan geçen ihtimalin aslında en başından beri düşündüğüm gerçekleşti Terren ne kadar acımasız olsa da bir çok yerde ona üzüldüm. Özellikle abisi Mao ile küçükken oluşan o bağın büyüdükçe kopmasına hüzünlendim Ayrıca yazarın yarattığı fantastik evrene hemen dahil olabildim bu da beni hiç sıkmaması demek. Wei bütün kitap boyunca kendi köyü için bir şeyler yapmasına bekledim maalesef bu konuda da umduğumu bulamadım Uzun zamandır saray kurgulu bir kitap okumamıştım. Entrikalar, saklanan sırlar, insanların birbirinin arkasından çevirdiği oyunlar… Her bölümde başka bir gerilim hissi vardı. Bu da kitabı sürekli merak ederek okumama sebep oldu. Çünkü kimse gerçekten göründüğü gibi değildi ve bu belirsizlik hikâyeye ayrı bir heyecan katıyordu. Özellikle olayları aceleye getirmemesi, her şeyi yavaş yavaş işlemesi bence kitabın en güçlü yanlarından biri olmuş. Kurgu ise okuru sürekli yanlış ihtimallere sürükleyip sonunda bambaşka bir noktaya bağlanıyor.
Şair İmparatoriçeShen Tao · Athica Yayınları · 202641 okunma
·
24 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.