Gönderi

9/10
·390 syf.··
2026 16. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 18:24
İskender Pala’nın kalemi duyguyu aktarma konusunda başarılı, sadece yazarın olay aktarma konusundaki kabiliyetine bir puan verecek olsam 9/10 diyebilirim. Tekrarlı soru cümleleri etkili olsa da süreklilik bir süreden sonra sıradanlaştırıyordu. Puanımı kıran tek kusuru bu. Yazarından daha fazla kitap okumayı düşünüyorum. Eminim ki diğer kitaplarında da bu başarıyı yakalamıştır. —•— Kitaba gelecek olursam, bu kadar ün yapmasını yalnızca yazarın kalemine borçlu bir eser. Bunu herhangi başka biri kaleme alsaydı tarihi yanlış aktarıyor ve doğru bir zemine oturtamadı diye ciddiye dahi almazlardı. Bu kitabı bile okurların neredeyse yarısı tarih konusunda eleştirmiş, haklılar da. Evet tarihi konu alan bir roman. Her cümlesi tarihe birebir uyacak değil. Ama tarihi ögeler ve karakterlere karşı böylesine sert bir üslup, iç düşünceleri ile ilgili kesin cümleler ne kadar sağlıklı, sorgulanır. Örnek olarak tarihi karakterlerin Taçlı Hatuna olan ve yer yer aşırılık derecesine varan halleri bir nebze gerçek olsa da kurguyu ilerletme ümidiyle eklemelerle doluydu. Bunlarla birlikte Şah’ın ve Sultan’ın savaşları sadece gururları uğruna yapmalarından bahsedilmesi de rahatsız ediciydi. Bunca karmaşayı yalnızca gurur ve aşk eksenine indirgemek savaşlarının politik ve mezhepsel boyutunu açıkça gölgede bırakmaktan başka bir işe yaramamıştı. Tarafsız bir görüş benimseme ümidiyle yaptığını sanıyorum yine de hoş değil. ”Onlar Taçlı’nın değerini bir gece, iki gece, üç gece diye ölçecekler; bense gecelerimi Taçlı ile ölçmek arzusundayım.” Divan edebiyatı zaten başlı başına hasretten besleniyor fakat yazarın bu hasreti körükleyip sunması bana erkek karakterlerin bunca olayı Taçlı için yaşadığını düşündürdü. Siyasi temasından bu kadar kopuk yazılmaması gerekirmiş bana kalırsa. Taçlıya olan bu aşk(lar) o kadar ön plandaydı ki Selim’in hatıralarına ve Şah’ın Taçlı dışındaki düşüncelerine yer kalmamıştı. Bu düşüncelerle kitabı okudum ama bitirdiğimde son bölüm beni ağlattığına göre belki de kitabı tarihten arındırılmış bir roman olarak değerlendirmeliyim. ”Bana göre o alelade bir sarhoş değil, kendini taçlıda yitirmiş bir “ser-hoş” idi.” Eğer değerlendirmem bu yönde olacaksa puanım 9/10 oluyor. İçimde bir his bunu hak etmediğini ve puanı 7/10 yapmam gerektiğini düşündürüyor. Ama sonrasında altını çizdiğim o cümleleri ve çizemediklerimi düşününce söyleyebilirim ki ben İskender Pala’nın kalemine esir oldum. On iki gündür okuduğum kitap beni kendine öyle hoş ve aynı zamanda öyle iğreti duygularla bağladı ki kitaba kötü tek bir söz etmeye hakkım yok gibi hissediyorum. ”Bazı geceler aklım derinlere dalıp gidince ağladığımı ve avuçlarıma inciler dolduğunu, onun kulağına fısıldamak isteyip de fısıldayamadığım sözleri, “senden dolayı seviyorum seni ey sevgili, öyle ki kıskançlığından kendi gözümle bile dost değilim!” diyememenin acısını ve “ kederim seninle birlikte olamamaktan değil; seninle aynı tende olmamaktan!” açıklamasını yapamamamın ruhundaki sıkıntısını anlatamam.”  Bazı cümlelerine ne kadar sinirlendiysem, bazılarında da içim öyle bir edebi zevkle doldu ki ne dokuzu, bu kitaba ancak on puan verebilirim diye düşünüyorum. Elbette bunlar yalnızca kitabı bitirişimin bana getirdiği coşku.. Bir hafta sonra da bu kitapla alakalı aynı düşünceleri mi taşırım, emin değilim. Son bölüm beni aldı götürdü. Bitirmiş olmama rağmen açıp tekrar tekrar o sayfaları karıştırdım. Evet tarihi olarak kusurlarla dolu, hatta kusurlarla oluşmuş diyebilirim. Ama öyle güzel bir yazım dili var ki, gidip buna tarihe aykırı diye az puan veremeyeceğim. Kesinlikle okunması gereken bir eser. Ey Selimî! O sevgili daima elinde kılıçla geziyor! Bu kılıcı senin elini eteğinden kesmek için taşıdığı aşikâr
Şah ve Sultanİskender Pala · Kapı Yayınları · 202537,9bin okunma
··
244 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.