Kitabı elime her aldığımda hissettiğim ilk şey, kelimelerin ağırlığı oluyor. Ahmed Arif fildişi kuleden yazmıyor; şiiri topraktan, taştan, esmer çocukların yüzünden, dağ başındaki kaçakçı patikalarından söküp alıyor. Sesi o kadar gür, o kadar tavizsiz ki... "Beşikler vermişim Nuh'a / Salıncaklar, hamaklar yapmışım" derken Anadolu’yu bir coğrafya olmaktan çıkarıp canlı, acı çeken ama başı dik bir insana dönüştürüyor. O dildeki ritim, kelimelerin örülüş biçimi adeta bir türkü ya da ağıt gibi içinize işliyor. Bu topraklara ait olup da bu şiirlerden etkilenmemek bence imkansız.