Karanlığın içinden ışığa bakan adam
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 65. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 06:39
Karanlığın İçinden Işığa Bakan Adam: Gözleri Görmeyen Bir Ozanın Hepimize Öğrettiği Hayat “Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece…” Bazı insanlar bir ömür yürür, bazıları ise yürürken herkese yol olur… Bir insan karanlığın içinden geçip nasıl bu kadar aydınlık kalabilir? İnsan bu kadar acıya rağmen sevgiyi, sabrı ve umudu içinde nasıl büyütebilir? Bana Güneşimi Getir kitabını bitirdiğimde zihnimde kalan soru tam da buydu. Kitap yalnızca bir hayat hikâyesi anlatmıyor; insanın eksildiği yerden nasıl güç doğabileceğini, acının nasıl olgunlaştırdığını ve bazen gözlerin değil gönlün gördüğünü anlatıyor. Kitabı okurken kendimi yalnızca bir ozanın yaşamını öğrenirken değil, onun sessizce öğüt veren dünyasında dolaşırken buldum. Küçük yaşta hastalık sonucu gözlerini kaybeden bir çocuğun hayatı… Düşünmesi bile ağır. Daha çocuk yaşta karanlıkla tanışmak, çocukluğunu yarım bırakmak, dünyayı seslerden, dokunuşlardan ve insanların ses tonlarından tanımaya çalışmak… Ama belki de tam burada hayat bize en büyük dersini veriyor: İnsan bazen kaybettiği şeyle başka bir kapı açıyor. Âşık Veysel’in babasının ona saz vermesi, bana göre bir çocuğun yeniden hayata tutunuşuydu. O saz yalnızca bir çalgı değil; dostu, dili, sığınağı olmuş. İçindeki yalnızlığı, kırgınlığı, sevgiyi ve özlemi tellere bırakmış sanki. Bir yerde düşünmeden edemedim: Biz gözlerimiz açıkken ne kadar görüyoruz gerçekten? Çünkü o, gözleri görmeden insanı okumayı öğrenmiş. Toprağın sesini duymuş. Sessizliği anlamış. İnsanların içindeki iyiliği ve kötülüğü fark etmiş. Bir sözünde bunu ne kadar sade ama derin anlatıyor: “Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa…” Bir an durup düşündüm. Belki de gerçekten sevgi yoksa hiçbir şeyin anlamı yok. İnsan güzel olabilir, hayat güzel olabilir, dünya güzel olabilir ama yürekte sevgi yoksa her şey eksik kalıyor. Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri, yaşadığı acılara rağmen hayata küsmeden devam etmesiydi. İlk eşinin onu terk etmesi, yaşadığı kırgınlıklar, yalnızlıklar… Veysel’in o sakin hayat onu sertleştirmemiş. Acı onu kötüleştirmemiş. Belki kırmış ama katılaştırmamış. Sonra Gülizar geliyor hayatına… Kitapta bunu okurken içimde tarifsiz bir huzur hissettim. Çünkü insan bazen uzun bir kıştan sonra baharı bulabiliyor. “Hep baharım olacak” diye gördüğü Gülizar, onun hayatındaki eksik parçaları tamamlayan bir yoldaş gibi geliyor bana. İnsan sevginin bazen geç geldiğini ama geldiğinde insanın içini onardığını düşünüyorum. Bir başka yönüyle de kitap bana sabrı öğretti. Anlatılan küçük anılar insanın içine işliyor. İnsanlarla konuşurken kullandığı nezaket, kırmadan konuşması, kimseye kin duymayışı… O kadar yara almış bir insanın içinde bu kadar merhamet taşıması beni çok etkiledi. Bir anısında, kendisine yapılan haksızlıklara rağmen öfke yerine tevekkülü seçmesi beni uzun süre düşündürdü. Çünkü biz çoğu zaman küçücük kırgınlıklarda bile içimizde büyük duvarlar örerken, o karanlığın içinde bile insan kalabilmiş. Belki de bu yüzden şu dizeleri daha ağır geliyor insana: “Dost dost diye nicesine sarıldım…” İnsan bu sözü yalnızca bir türkü gibi dinlemiyor artık; yaşamış bir adamın iç sesi gibi duyuyor. Ve elbette toprağa olan bağlılığı… “Benim sadık yârim kara topraktır…” Bu sözü okurken ilk kez başka türlü düşündüm. Burada yalnızca ölüm ya da toprak sevgisi yok gibi geldi bana. Hayat geçici, insanlar geçici, kırgınlıklar geçici… Ama insanı ayakta tutan şey özüne bağlı kalması. Belki de Veysel’in en büyük öğretisi buydu: İnsan ne yaşarsa yaşasın özünü kaybetmesin. Kitabı okurken beni derinden etkileyen başka bir şey de onun “görme” biçimiydi. Biz çoğu zaman bakıyoruz ama fark etmiyoruz. O ise görmeden fark etmiş. İnsan sesinden yorgunluğu anlamış, bir suskunluğun içine saklanan acıyı sezmiş, sevgiyi gözle değil hisle tarif etmiş. Belki de gerçek körlük gözlerin görmemesi değil, kalbin hissedememesidir. “Uzun ince bir yoldayım…” Sanki yalnız kendi hayatını değil, hepimizin yolculuğunu anlatıyor. Doğumla başlayıp kayıplarla, sevgilerle, hayal kırıklıklarıyla devam eden o uzun yolu… Bu kitabı bitirdiğimde üzerimde tuhaf bir duygu vardı. Hem hüzün hem hayranlık… Çünkü bir insanın bunca acının içinden geçip hâlâ insan kalabilmesi, hâlâ sevgiyi anlatabilmesi, hâlâ güzelliği görebilmesi bana çok şey öğretti. Bana Güneşimi Getir benim için yalnızca bir biyografi olmadı. Bir hayat dersi oldu. Sabretmeyi, sevmeyi, kırılınca tamamen dağılmamayı, eksik sandığımız yerlerin bazen bizi en güçlü yapan taraflarımız olduğunu anlatan bir yolculuktu. Bazı insanlar gözleriyle değil, gönülleriyle görür… Ve bazı insanlar öldükten sonra bile insanın içine ışık bırakır. Yazarımız Sinan Yağmur gönülden çok teşekkür ediyorum Aşık Veysel'i biyografi gibi kaleme almayıp bir hayat öğretisi sunduğu için biz okurlarına. Ayrıca kitabın sonunda Aşık Veysel'den hayatındaki anıları da kaleme alarak Biz okurlara anlatması gerçekten büyük bir keyifti Çünkü bu Anılar sadece anı değildi benim için onlardan öğrendiğim de çok şey oldu. Hepimizin hayatında öğreneceği çok şey var Evet bu dünyadan bir Aşık Veysel geçti ama öğretileri Biz yaşayanlar için daima bir ışık olacak keyifli okuyabileceğiniz güzel bir eser ve okurken birçok şeyi öğrenip hayatınıza katabileceğiniz keyifli okumalar diliyorum.
Bana Güneşimi GetirSinan Yağmur · Kapı Yayınları · 0211 okunma
·
288 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.