Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda hikâye bitmez, içinizde yaşamaya devam eder…
İsa Özinan’ın Herşey Böyle Başladı kitabı tam olarak böyle bir eserdi benim için.
Bu kitap sadece bir yaşam öyküsü anlatmıyor;
insanın kendi içindeki karanlıkla, zamanı nasıl tükettiğiyle ve ruhunun derinliklerinde sakladığı “kayıp zaman” ile yüzleşmesini sağlıyor.
“Lost Time” kavramı kitabın merkezinde öyle güçlü işlenmiş ki, bir süre sonra kendi hayatınızı düşünmeden edemiyorsunuz.
Yazarın rüyalar, tecelliler ve hayatındaki dönüm noktaları arasında kurduğu bağ oldukça etkileyiciydi.
Özellikle Baykal Sokak’ın bir “sıfır noktası” gibi anlatılması, geçmişin insan ruhunda nasıl iz bıraktığını çok güzel hissettiriyor.
Bir yandan modern dünyanın acımasız düzeni, diğer yandan maneviyatın insanı ayakta tutan tarafı…
Kitap tam da bu iki çizginin kesişiminde ilerliyor.
Anlatımında yoğun bir atmosfer var; bazı sayfalarda kendimi harabelerin içinde yürüyormuş gibi hissettim.
Karanlık, yalnızlık, mücadele ve küçücük umut ışıkları… Hepsi satır aralarında çok güçlü şekilde verilmiş.
Altını çizdiğim en etkileyici cümlelerden biri ise şuydu:
“Dünya bir gölge gibidir; peşinden koşarsan kaçar, sırtını dönersen o senin peşinden koşar.”
Kısa ama düşündüren, okuduktan sonra zihinde iz bırakan bir kitap oldu benim için.
Bazen insanın gerçekten kendine şu soruyu sorması gerekiyor:
Biz kendi “lost time”ımızı ne zaman fark edeceğiz?