Bir süredir batılı yazarların elinden çıkmış fantastik kitaplar okuyorum. Çok yabancı dünyaların içine girip çıktıktan sonra, şöyle içimizden kitaplar okumak çok ferahlatıcı oluyor gerçekten. Edebi derinlik olarak içine girdiğimde de yorumlamaya açık ögelere karşılaştım. Eğer benim gibi Türk yazarlara karşı bir aşina olmama durumu veya bir çekingeniz varsa ama Beyaz Gemi'yi merak ediyoranız bence deneyin, beğeneceksiniz.
Buradan sonrası spoiler içeriyor.
Öncelikle Mümin ve Orozkul karakterlerine deyinmek istiyorum ki bu kitap için onlara değinmeden olmaz bence. Aman tanrım. Böyle bir karakter yazımı daha önce hiçbir yerde görmemiştim. Karakterlerin yazıldığı satırlar bana kitap okuduğumu unutturup farklı bir diyara daldırdı. Sanki farklı bir mekanda o karakterleri izliyor gibiydim. Bu sadece bana özel bir durum mu bilmiyorum, büyük ihtimalle bu karakterler çok kültürümüzün içinden ve aşina olduğumuz tiplemeler olduğu içindir. Yazarın da bu karakterleri çok yakından tanıyarak yazdığını düşünüyorum. Öbür türlü bu kadar gerçekçi yazamazdı bence.
Kitap bir çocuğun gerçeklerle yüzleşme öyküsü olacak sanmıştım fakat son kısım buna biraz balta vuruyor gibi. Tüm kitap boyunca Orozkul karakteri gerçek hayatta karşımıza çıkabilecek köylü bir adam gibi duruyor. Aynı şekilde Mümin ve diğer karakterler de o şekilde. Fakat son olaya baktığımızda dramatize edilmiş orozkulu iyice çizgi film kötüsüne döndüren bir anlatım vardı. Mümin'e zorla kötülük eden ve ondan iyice soğumamız için yazılmış gibiydi. Hikaye böyle değil diye neden böyle bir kurgu yok demiyorum sadece böyle de olabilirmiş fakat son için daha tiyatral bir yol tercih etmiş yazar. Yazarın anlatmak istediği buysa sorun yok.
Son olaydan çıkmayalım çünkü önemli bence. Örneğin geyik pişirip yedikleri sahne de günlük hayattan ve olabilecek bir durum aslında. Ne gerek var mesela Orozkul'un geyiğin kafatasını çocuğun önünde parçalamasına. Veya geyiğin boynuzlarını Mümin'e fırlatmasına. Bir kitapta doğal bir havadan kötücül bir havaya geçiş olabilir ancak burada çok pürüzsüz olan bir geçiş değildi bu. Kitaba yönelik en büyük eleştirilerimden biri de bu olacak.
Kitapta bir sürü tema işleniyor. Ben kitabın bu az sayfa sayısında bile çok şey işlediğini düşünüyorum. Çocuğun iç ve dış dünyası, ve bunlar arasındaki uyum/uyumsuzluk. Maral Ana ve doğa temaları. Beyaz gemi ve balık üzerinden ideal dünya ve özgürlük temaları. Bir yandan köy teması, bir yandan mitler ve destanlar vesaire. Bu konuda kitap hiç fena değildi bence.
Bundan sonra daha yazılır ama çok fazla da abartmamak gerek. Kitap gayet keyifliydi. Artık Türk yazarlara da alışmış oldum herhalde. Ocağın altını yavaşça açmak istiyorum. Herkese iyi okumalar.