Sebat etsem olmaz mı? Hayır. Cihanın hareketine bağlıyım. Onun sabahında, gecesinde gördüğüm renk geçişleri bana da tesir etmiştir. Daha şu üzüntülerimi bitirmeden bir başka vaka hatırıma gelir. Bir söz, bir çehre, bir kadeh ayrı ayrı birer tefekkür yolu açar. Düşündüklerim bir değil ki! Ben bin fikirliyim. Herkesin olduğu gibi benim de özlediğim, meylettiğim, cazibesine kapıldığım vardır. İlk sevdiğim varlıktan başlarım. Kalbimin ondan kazandığı hicran yarası acı, derin bir sızıyı takiben açılır. Mezarının toprağı henüz gözlerimdedir. İri gözleri, esmer çehresi, ufak elleri şimdi firar etmeye hazır birer hayal oldu. Onun mezarının kenarında oturduğumu, orada ağladığı-mı, pişmanlığımı, benim başkalarıyla meşgul olduğumu kendi kendime söylerim. Evet, o mezar benim en gamlı zamanımda teselli bulduğum yerdir. Oraya giderim; etrafını düzeltirim, manzarası çirkin olan otları ayıklarım. Zamanın toz toprak altında kaybetmek istediği taşını yıkatır, temizletirim. Kitabesini ben yazmıştım. Fakat ne yazdım? Hiçbir şey. Taşçı benden daha fazla vâkıf ruhlara! Değiştirmiş. Başlık olarak "Hüve'l-gafürü'r-rahîm"1 yazmıştım. O da "Hüve'l hallâkü'l-bâki"2 demiş. İkisi de bir değil mi?