Evli ve varlıklı bir kadın olan Irene’nin yasak bir ilişki yaşadıktan sonra içine düştüğü yoğun suçluluk, panik ve paranoya halini anlatıyor. Kocası avukat, saygın bir burjuva hayatı sürerken, Irene bir anda her yerde izlendiği, her şeyin açığa çıkmak üzere olduğu korkusuyla boğuşmaya başlar. Zweig, bu psikolojik gerilimi ustalıkla derinleştirerek kadının iç dünyasını, korkunun insanı nasıl yavaş yavaş tükettiğini ve mantığı nasıl ele geçirdiğini çok başarılı bir şekilde betimliyor.
Öykü özellikle ikinci yarısında tempo kazanıyor ve psikolojik tahliller oldukça çarpıcı. Zweig’ın karakterin zihninin içine girme yeteneği burada da kendini gösteriyor. Ancak bazı bölümlerde betimlemeler ve iç monologlar uzayınca tempo düşebiliyor.