Bir varmış bir yokmuş…
Memleketin birinde Şaziye diye bir kadın yaşarmış.
Bizim Şaziye çok sevmiş… Öyle böyle değil; bir insanın bütün kalbiyle, bütün yaralarıyla, bütün umuduyla sevebildiği kadar sevmiş. Ama sevdiği adam, Osman, ardına bile bakmadan çekip gitmiş. Gözü kör olasıca Osman… :)
Şaziye o günden sonra geceyi gündüze, sessizliği satırlara karıştırır olmuş. İçinde ne varsa dökülmüş kâğıtlara. Kimi zaman bir sitem, kimi zaman kırık bir dua, kimi zaman da “belki bir gün okur” diye saklanan cümleler…
Aslında bilirmiş Osman’ın dönüp bakmayacağını. Bilirmiş yazdıklarının onun umurunda olmadığını. Ama insan bazı acıları içinde taşıyamıyor işte. Hele ki kadınsa… İçinde büyüyen zehri, ruhuna işlemeden önce kelimelere bırakmak istiyor.
Şaziye yazdıkça biraz eksilmiş acısı. Yazdıkça anlamış; bazı kadınlar konuşarak iyileşir. Çünkü kadın sustu mu, içinde koskoca bir dünya sessizce yıkılır.
Derler ya, erkekler çok konuşan kadın sevmezmiş… Oysa bırakın konuşsun kadınlarınız. Bırakın anlatsınlar içlerindeki kırgınlığı, öfkesi, sevgisi, hayal kırıklığı… Çünkü kadın sustuğunda kıyamet kopar. Konuştuğunda değil.
Şaziyeciğim…
Sen aslında sadece Osman’a değil, içinde susan bütün kadınlara yazmışsın.
Ve inan, bazı yaralar ancak kelimelerle nefes alır.
Seni kocaman öpüyorum.