Herşeyden önce eğer benim gibi kitabın kapağına bakıpta, bir romantik fantezi kitabı okuyacağınızı sanıyorsanız, sanmayınız efenim o tamamen bizim kendi yanlış algımız.
Olaylar hiç ama hiç öyle değil. Hatta kitabın yarısında “eee ben bunun için başlamadıydım bu kitaba” deyip bırakmayı bile düşündüm. Ama yazarın kaleminin akıcılığından ve merağımın beni rahat bırakmayacağını bildiğimden okumaya devam ettim.
Tek derdi ailesinin ve köylülerinin aç karınlarını doyurabilmek olan saf ve masum bir çiftçi kızı olan Wei nin, saray ortamına, entrikalarına, komplolarına ve diğer tüm berbat şeylerin ortasına bilinçsiz bir şekilde düşmesini, her düşüşünde de ısrarla ve inatla yeniden kalkmak için kendi benliğini söküp söküp tekrar dikmesini ve sonuçta da artık saf ve masum olmayan ama güçlü ve akıllı olan bir Wei yi inşa edişini okuyoruz.
Asya kültürüne aşina olanların çok iyi anlayabileceği hatta gözünde net bir şekilde canlandırabileceği bir kitaptı bence.
Canavar olarak doğmamış, şartların ve kişilerin onu canavarlaştırdığı Terren hakkında ise ne düşünmem gerektiğini bilemiyorum.
Başlarda bende herkes gibi ona çok kızdım, hatta nefret ettim ama okudukça da onu gördüm, anladım, hissettim, üzüldüm ve sonunda da kahroldum.
Şunu bir netleştireyim, kitabı gerçekten sevdim ve beğendim.
Kurgusu, işlenişi ve akışı çok güzeldi.
Verdiği alt, üst, iç mesajların hepsi çok anlamlı, değerli ve önemliydi.
Kitabı iyi ki okudum da diyorum ama kitaba tamamen farklı bir beklentiyle başladığım için okurken bulduğum şeylere olan şaşkınlığımı da bir türlü üstümden atamıyorum.
O yüzden de sanırım kitaba karşı olan coşkum ve hevesim başkalarına göre biraz düşük kaldı.
Aşırı uzattım sorry, yani demem o ki ;
Doğru beklentiler sizi olası hayal kırıklıklarından korur.;)