Sanırım üniversitenin ilk yıllarıydı bu seriye başladığım zaman. O zamanlar severek, merakla başlayıp, okumuştum. Ama uzun zamandır okumuyordum. Şimdi kitabın sayfalarını çevirdikçe sanki uzun zamandır ayrı kaldığım yakın arkadaşımla hoş zaman geçiriyormuşum hissi oluştu.
Seri bu sefer Maura'nın geçmişine iniyor — kimin kızı olduğunu, ailesinin kim olduğunu öğreniyoruz. Yapayalnızken bir anda ailesi olduğunu öğrenen Maura ve yaşadığı trajedi...
Kitap boyunca hem bir dedektif gibi ipuçlarını topluyorsun hem de Maura ile birlikte kendi hayatına ayna tutuyorsun. Gerritsen'ın dili okuru olayların tam ortasına çekiyor; kanın soğukluğu kadar gerçeklerin de yakıcı olduğunu hissettiriyor.
Gerritsen'ın geçmişi doktor — ve bu her sayfada hissediliyor. Maura cesetleri incelerken o anatomik betimlemeler o kadar gerçekçi ki, yazarın ne kadar profesyonel bir kadın olduğunu ortaya koyuyor. Ama asla "ders anlatır gibi" değil — aksine, o soğuk tıbbi dil hikayenin gerilimini daha da artırıyor. Sanki soğukluk bir kostüm, altında ise çok sıcak bir korku var.
Kitabı kapatınca bir süre düşündüm. Sadece "katil kimdi, çözüldü mü" değil, daha derin bir şey aklımda kaldı: Seni var eden insanlar kim olursa olsun, sen kimsin? Maura bunu çok sert bir şekilde öğreniyor. Ve sen okurken farkında olmadan aynı soruyu kendine soruyorsun.