·307 syf.····Okunma: 20 Mayıs 2026 23:22 Ali Köse bu kitabında genel olarak sekülerleşmeden bahsetmektedir. Özellikle modern dünyada bilimin ön plana çıktığını, dinin ise geri planda kalmaya başladığını anlatmaktadır. Sekülerleşme taraftarı olan insanlar dünyayı açıklarken artık dini değil bilimi merkeze almaktadır. Bu yüzden ateist, deist ve agnostik oranlarının arttığını; “dinim yok” diyen insanların çoğalacağını söylemektedir. Dindarlığın yıldan yıla azaldığını ve özellikle yeni neslin dine daha uzak yetiştiğini anlatmaktadır.
Kitapta dinin toplumsal bir yapı olmaktan çıkıp daha çok bireysel bir tercih haline geldiği üzerinde durmaktadır. Eskiden inanç daha çok cemaat ve topluluk işi iken şimdi bireyselleşmenin arttığını söylemektedir. İnsanlar bireyselleştikçe sosyal normlardan uzaklaşmakta, bunun sonucunda dinden uzaklaşma ihtimali de artmaktadır. Ancak bunun herkes için kesin olmadığını da ifade etmektedir.
Ali Köse özellikle Batı toplumlarında ve Amerika’da dindarlık seviyesinin düştüğünden bahsetmektedir. Önceden insanların kiliseye daha sık gittiklerini fakat günümüzde artık yılda bir kere bile gitmeyen insanların arttığını söylemektedir. Bu yüzden “kilisesiz Hristiyanlık” anlayışının ortaya çıktığını ifade etmektedir. Hristiyanlığın büyük bir kriz yaşadığını ve kiliselerin gelecekte demode yapılar olarak görülebileceğini anlatmaktadır.
Kitapta aile içinde verilen dini eğitimin öneminden de bahsedilmektedir. İnsanların dini ilk olarak aile ortamında öğrenmesi gerektiğini, ailede dini eğitim almayan kişilerin dine dönüş ihtimalinin daha az olduğunu söylemektedir. Çünkü her neslin bir sonraki nesle dini kültürü aktarmakta daha başarısız olduğunu ifade etmektedir.
Modernleşme ve rasyonelleşmenin dini etkilediğini söylemektedir. Gelişmiş ülkelerin daha seküler hale geldiğini, insanların güvenlik ve refah düzeyi arttıkça dine olan ihtiyaçlarının azaldığını anlatmaktadır. Dinin güç kaybetmesiyle birlikte onun yerini bilimsel akılcılık ve bazı ideolojilerin almaya başladığını söylemektedir.
Kitabın önemli konularından biri de transhümanizmdir. Transhümanistler bilimin ve teknolojinin her şeyi çözebileceğini savunmaktadır. Körlerin görmesi, felçlilerin yürümesi, yapay rahimler, genetik müdahaleler, insan beynine bilgi aktarılması ve insan ile teknolojinin birleşmesi gibi düşüncelerden bahsetmektedirler. Nanoteknoloji sayesinde hastalıkların tedavi edileceğini, organların tamir edileceğini ve genetik hastalıkların ortadan kaldırılacağını söylemektedirler. Hatta gelecekte etlerin bile laboratuvar ortamında üretilebileceğini ifade etmektedirler.
Kitapta Hristiyan transhümanistlerden de bahsedilmektedir. Hz. İsa’nın ölümü aşması, dirilişi ve göğe yükselmesi gibi olayların transhümanistler için örnek alındığı söylenmektedir. Bu yüzden teknolojiyi insanı yeniden yaratabilecek bir güç gibi gördükleri ifade edilmektedir.
Ayrıca dinin tamamen yok olmayacağını vurguluyor aydınlanma filozoflarının sözlerinden hareketle bilim karşısında din tamamen yok olmayacaktır..
Bunları kutsal'ın dönüşü olarak ele alabiliriz. Ama bu tür şeyler karşısında din eski gücünü tam anlamıyla sağlayamayabilir.
Bu dönüş dediğimiz şey tam olarak eskiden olduğu gibi geleneksel merkezli güçlü haliyle olmayabilir.