·272 syf.····Okunma: 13 Mayıs 2026 14:03 Bu ay okuduğum çoğu kitaba yorum yapmışım buna yapmasam olmazdı. Öncelikle büyük bir beklentiyle başlamak istediğimi söylemek istiyorum. 1984'le bu kitabı sürekli kıyaslıyorlardı. Ama benim için 1984'ün yanından bile geçemez. Olaylara bir anda girildiğinden okumuyorsanız bile bu kitap için ön sözünü ve son sözünü okumanızı tavsiye ederim
Kısaca konusundan bahsedecek olursam:
Bebeklerin fabrikada üretildiği, kast sisteminin olduğu bir dünya var. Alt tabakalara yapay rahimde bazı maddeler vererek boylarını kısaltıyorlar. 100'e yakın tek yumurta ikizi işçileri fabrikalarda çalışıyor.
Bebeklere doğduklarından itibaren uyurlarken bilinçlerine bazı kuralları aşılıyorlar. (Kitaplar kötüdür vb.) bu dünyada çok eşlilik normal görülüyor ve herkes herkesindir anlayışı var. Çocuklar bile "erotik" oyunlar oynuyor. Oynamayanlar garipseniyor. Herkes fabrika çıkışlı olduğundan anne ve babalar yok. Bunlar iğrenç olarak algılanıyor. Doğumdan, anneden bahsedildiği an yüzleri kızarıyor ve iğrenip korkuyorlar.
Ayrıca "soma" adlarını verdikleri uyuşturucularla üzüntülerini unutup belli bir süre mutlu oluyorlar. Dertlerinden kaçmak istediklerinde bu somaları kullanıyorlar. Bu esnada Shakespeare gibi yazarların eserleri yasaklanmış ve yönetimin izin verdiği eserler dışında kitaplar okunamıyor. (Konuyu anlatınca kitap çok ilgi çekici geliyor eleştirime geliyorum)
Kızılderililerle yaşayan John uygarlıktan uzakta büyümüş. Uygarlığın ilgisini çekerek uygarlığa getiriliyor. Oradaki insanların fikirleriyle kendi fikri çatışıyor vs...
YORUMUM:
Kitabın ilk 50 sayfasını anlamak zordu. Çünkü bir yandan karakterler kendi aralarında konuşuyor diğer yandan bebeklere verdikleri dersin ses kaydı veriliyor. Bunu çözesiye kadar geçişleri anlamakta zorlandım. Yani başta anlamakta zorlanırsanız sorun sizden dolayı değil.
Ben her kitaptaki gibi başrolümüz Lenina'nın Bernard'a aşık olup birlikte uygarlığı çöktürmeye çalışacaklarını düşündüm ama olaylar çok farklı ilerledi.
Spoili kısım!!!!
Lenina'nın yaşanılan o kadar şeyden sonra uygarlığa bağlı kalmasına sinir oldum. Bernard'da dışlandığı için uygarlığı sevmiyordu. Onu dışlamayı bıraktıklarında hemen onlardan biri oldu.
Vahşi'yi sevdim. Uygarlıktan ayrılması hoşuma gitti. Ama üzerinde çok baskı kurdular. Sonunun böyle olmasını istemezdim. Ve ne olursa olsun Lenina'yı kırbaçlaması hoş değildi. Karakterlerin hiçbir şeyi anlamaması sinirimi bozdu sevmememin en büyük nedenlerinden biri de bu.
Sadece bir dünya tanıtıldı ama o uygarlık varlığını sürdürmeye devam ediyor. Net bir şekilde isyankar göremedik. (Vahşi zaten uygarlıktan değildi onun bunları garipsemesi normal.)