Bazı veda cümleleri, hiç söylenmeden kurulanlardır.
Büyümek; sadece yaş almak değil, aynı zamanda hayatımızda iz bırakmış o "görünmez kahramanları" unutmak belki de?
Pedro Simón, ödüllü bir gazeteci gözlemciliğiyle kaleme aldığı Nankörler ile bizi 1970'lerin tozlu İspanyol köylerine, çocukluğun o saf ve savunmasız zamanlarına davet ediyor. Hikâye, küçük David ve öğretmen annesinin bir taşra köyüne tayiniyle başlasa da aslında merkezde başka biri var: Emérita.
Emérita, okuma yazma bilmeyen ama dünyanın tüm acılarını ve güzelliklerini "hisleriyle" okuyabilen sessiz bir dev. David’in çocukluk hafızasının mimarı, dizindeki yaraların tek ilacı. Peki, aradan yıllar geçip de şehir hayatının o hırslı kalabalığına karıştığımızda, biz o "ikinci annelerimizi" nerede bırakıyoruz?
Simón, bu romanla bizi "nankörlük" kavramıyla sert ama bir o kadar da şefkatli bir yüzleşmeye çağırıyor. Kitabı okurken, modern dünyanın koşturmacasında unuttuğumuz o saf sevgiye ve geride bıraktığımız insani bağlara dair boğazınızda bir düğüm hissetmeniz kaçınılmaz.
Bu sadece bir büyüme hikâyesi değil; geçmişinize, sizi bugün "siz" yapan o sessiz kahramanlara yazılmış bir özür mektubu.
Bitirdiğinizde, içinizdeki o "nankör çocukla" yüzleşmeye hazır olun. Son sayfayı kapattığınızda, o eski yüzleri arayıp onlara küçük bir "teşekkür ederim" deme isteği duyacaksınız.
Siz, çocukluğunuzun o "görünmez kahramanlarını" hatırlıyor musunuz?