Puan vermedi·176 syf.····Okunma: 23 Mayıs 2026 01:20 Uzun süredir okumayı ertelediğim bir kitaptı. Yahudi soykırımı ile ilgili o kadar çok kitap, film benzeri içerik piyasaya sürülüyor bir yerden sonra insana bıkkınlık geliyor. Ancak bu kitap ajitasyon ve soykırım mağdurlarının güzelleşmesi niteliğinde değilmiş, ben hayatımın en zorlu dönemlerinden birinde okumam gerektiği için sürekli ertelediğim anlamını çıkarıyorum kendi açımdan bakınca.
Kitap üç bölümden oluşuyor: ilkinde yazar toplama kampına alınması ve orada yaşadıklarını sade bir anlatımla bize aktarıyor. Burada kullanılan dil oldukça objektif ve yazar yaşadıklarını dramatize etmeden aktarmış. Çok büyük acılar ve hayatın anlamını yitirdiği noktada gelen intiharlar, infazlar, krematoryumlar… ve yazarın basıma hazır bir kitabı da heder olmuş. Hoş binlerce insan gitmiş kitabın lafı mı olur diyebilirsiniz ancak yazarın yıllarca emek emek işlediği bir eserin yok olması da başlı başına bir vaka.
İkinci bölümde yazar logoterapi kavramından ve insanın hayatında anlam isteminden bahseden kuramını kısaca açıklıyor. Buna göre modern psikolojide Freudcu psikanalizde merkezi öneme sahip haz istemi ve Adler’in dayandığı üstünlük arayışına yani üstünlük istemini karşıt bir anlam istemenin temelleri atılıyor. Her ve özel bir yapıda olduğu bekletilirken insanın sonlu bir varlık olduğu ve özgürlüğünün sınırları olduğundan bahsediyor.
Hayatın anlamı bir iş yaparak, bir şey yaşayarak (bir insanla etkileşerek) ya da kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır geliştirerek bulunur. Hepsinden biraz ama en çok da sonuncusu, “olanca varlığıyla olduğu haliyle bir insanı yaşayarak yani onu severek ortaya çıkar. Depresyon, madde bağımlılığı gibi durumlarda da insana bu anlamı bulmasına yardımcı olacak çözümlerin bireyin hayatını kolaylaştıracağını belirtmiş.
20. Yüzyıl insanının yaşadığı varoluş probleminin özüne yönelik yaptığı tespit de çok hoşuma gitti. Şöyle ki; tarihsel süreçte insan hızla evrimleştiği için son yüzyıldaki gelişmeleri yakalamakta zorlandı. İçgüdüler ve gelenekte insandan uzaklaştıkça insana neyi nasıl yapacağını bunlar aktaramamaya başladı. Böylelikle insan kendine de yabancılaştı. Kendi varoluşunu kavrayamayıp hayatındaki anlamı keşfedemeyen insan, ya başkasının yaptıklarını arzulamaya (uydumculuk) ya da başkalarının dediği şekilde ve yapmasını istedikleri şekilde yaşamaya (totalitercilik) başladı. Vaka örnekleri ile çeşitlendirerek sunulan anlatım kolay okunup anlaşılan bir yapıya büründürmüş eseri. Herkese keyifli okumalar dilerim.