Alanında uzman psikoloğun grup terapisi altında sorun yaşadığı, hayat gidişatını en çok etkileyen insanları bir araya toplayarak onları anlamaya çalışmasını konu almaktadır. Bir nevi hesaplaşmadır.
Esra Ezmeci ile ilk tanışmamız. Dili sade, akışı iyi bir kitap sizi bekliyor. Sizi yormuyor ya da acabalarla doldurmuyor. Kitapta güncel psikolojik bozukluklar hakkında sade anlaşılır bir şekilde bilgi vermesi ise oldukça iyiydi. Fakat bazen gereksiz ayrıntılara oldukça fazla deginmesi ise rahatsız ediciydi.
Kitabı okurken; "Evet dedim benim de zihnimle halletsem kalbimi halledemediğim, kalbimle halletsem zihnim de halledemediğim birçok sıkıntım var. Acaba dedim ben de şimdiye kadar hayatıma olumsuz iz bırakan herkesi bir masa etrafında toplayıp hesap sorabilir miyim?
Meselelerin niye böyle olduğunu anlamaya çalışabilir miyim? Bunu yaparsam zihnimde dans eden her şey yerli yerine oturur mu? Herkesi kendi gerekçeleri ile kendi doğruları ile kabul edip anlayabilir miyim?
En önemlisi ise buna cesaretim var mı? "
"Bugünlerde daha iyi anlıyorum ki, insanları güçlü kılan en temel şey inançmış. Yaratana, kadere, aileye, dostuna, evladına, geçmişine veya geleceğine... Bir şeylere şüphesiz güvenmek, bireyde içsel bir güç oluşturuyormuş.
Bir gün, en hazırlıksız anımda elime tutuşturdular hayatı. Ne yanında bir kullanma kılavuzu vardı, ne de yanımda bir yoldaş. İçime de bir fidan ekmemişlerdi ki, o serpilip ağaç olsun da onun dallarına tutunayım. Doğduğum gün değil ama işte o an koymuşlardı caminin avlusuna. Acımadan ve arkalarına bakmadan uzaklaşmışlardı cüzzamlı birinden kaçar gibi.
Benim yaşamış olduğum hayatın ne bilindik hadiseleri vardı, ne de uçlarda karmaşa içindeydi. İkisinin ortasıydı galiba. Bir yandan varlığıma her gün şükrederken diğer yandan da yok olmam için dua ederdim. Melankolik de değildim, kalender de...
Çok yönlüydü kişiliğim ve yüreğim başka, aklım başkaydı hep. Gözlerim batıyı görür, kulaklarım doğuyu duyar ve ellerim güneye uzanırdı.
Derken yıllar şöyle böyle geçti bir şekilde. Şimdi anlıyorum ki asıl mana, kişinin düşünceleriymiş. Asıl iç savaş; ruhsal erozyonla mücadele etmekmiş. Asıl huzur; güvenecek birilerinin olmasıymış. Tamam, mutlulukları birine bağlamak yanlış ama hiç kimse üzerinden mutlu olamamak da insanı öldürürmüş.
Hiçbir zaman imkânsızı istemedim lakin hep zora göğüs gerdim. Yüksekten uçmadım asla ama yerde de kalmadım. Bazen samanlıkta iğne buldum kimsenin işine yaramadı, bazense ağzımla kuş tuttum, yarandığım insanlar ise benim işime yaramadı. Şükür ki bunların üstesinden gelebilen inandığım şeyler var içimde. Şimdi dilim susar zihnim konuşur, sessizlik başlarsa gönül dile kavuşurdu. Bu, ayarlanması öyle zor bir haldir ki, hassas terazi gibidir. Zaten insan beyni tüy gibi hassas değil mi? Eğer dikkatini bu hissiyatlara odaklayamazsan hayallerini kin ve intikamlar süsler. Unutma; hayalde savaş var ise gelecekte de sonsuza kadar yalnızlık hâkimdir. İdrak eder bunu dimağımız fakat bin nasihat değil, bir musibet bekler nefis.
Benim için şimdiye kadar tüm seneler hüzün yılıydı, mevsimlerden ayrılık, günlerden ıstırap. Saat son ayrılışı vuryordu. Öfkeme, derdime, sitemlerime ve seviyesizliğime yakı karanlık o göz kamaştırıcı ışığını. Kaptı kalemi ve uzattı elime, bağırdı bana, "Hadi sen de nazire yap o zaman geçmişteki cahilliğine" dedi. Sustukça yazıyordum. Yazdıkça susuyordum. Susuyordum! Konuşmaya susuyordum bazen. Yazdıkça susuzluğum gidiyordu. Lakin ne kadar daha tahammül ederdi kâğıt ve kalem bana?
Şimdi mevsim bahar. Bundan sonra yalnızca çiçekler, kuşların sesi ve taze bahar kokusu var... "
Öyle abartıldığı kadar olmasa bile yer yer kesinlikle içinize dokunan bir kitaptı fikrimce. Kişi kendi sorgulamasını yaptırıyor iç hesaplaşmasını başlatıyordu.
...
O sebeple ben buna hazırım okumak istiyorum diyenlere keyifli okumalar diliyorum. Hoşça ve kitaplarla kalmanız temennisiyle...