·400 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Mayıs 2026 20:02 Türkiye’de Üniversitenin Dönüşümü Üzerine Bir İnceleme; Özerklikten İdeolojik Kuşatmaya, Bilimden Sadakate
Türkiye’de üniversite meselesi yalnızca eğitim politikalarıyla ilgili değildir; aynı zamanda siyasal iktidarın toplum tasavvuruyla, gençlik anlayışıyla ve geleceğe dair kurmak istediği düzenle doğrudan ilişkilidir. Verilen alıntılar, özellikle 2006 sonrası yükseköğretim sisteminde yaşanan dönüşümü yalnızca niceliksel bir genişleme olarak değil, üniversitenin ruhunu değiştiren ideolojik bir yeniden yapılanma olarak ele almaktadır. Kitapta üniversite; özgürlüğün, eleştirel düşüncenin ve bilimsel özerkliğin mekanı olmaktan çıkarılarak siyasal ve kültürel denetimin aracı haline getirilen bir kurum olarak resmedilir.
İnceleme boyunca öne çıkan temel meseleler; üniversitenin özerkliğinin aşınması, liyakat sisteminin çöküşü, akademinin siyasallaşması, dinin kampüs yaşamındaki genişleyen etkisi, taşra üniversitelerinin yapısal sorunları, gençlik üzerindeki ideolojik mühendislik faaliyetleri ve bütün bunların Türkiye’nin bilimsel geleceği üzerindeki etkileridir.
Üniversite Kavramı: Özgürlüğün ve Çoğulluğun Mekanı; Metnin başlangıcında üniversite, insanlığın yüzlerce yıllık bilgi birikimini taşıyan bir alan olarak tanımlanır. Bu yaklaşım, modern üniversite fikrinin klasik anlayışına dayanır: Üniversite yalnızca meslek edindiren bir kurum değil; bireyin düşünsel dönüşüm yaşadığı, farklı fikirlerle karşılaştığı, dogmaları sorguladığı bir özgürlük alanıdır.
Burada özellikle şu vurgu önemlidir:
“Tek hakikat yoktur.”
“Tabular ve kutsallar yoktur.”
“Sormak ve sorgulamak serbesttir.”
Bu ifadeler üniversiteyi, dogmatik düşünceye karşı konumlandırır. Üniversitenin temel işlevi, mutlak doğrular üretmek değil; bilgiye eleştirel yaklaşabilen bireyler yetiştirmektir. Bu nedenle üniversite doğal olarak çoğulculuğu, farklı yaşam tarzlarını ve özgür düşünceyi barındırır.
Kitapta gençlerin saçını uzatabilmesi, istediği gibi giyinebilmesi, farklı ilişkiler yaşayabilmesi gibi örnekler yalnızca bireysel özgürlük vurgusu değildir. Bunlar, üniversitenin toplumun geleneksel baskılarından görece bağımsız bir alan olduğuna işaret eder. Üniversite burada bir “özgürleşme deneyimi” olarak anlatılır.
Üniversite Özerkliği ve Siyasal Müdahale
Metindeki en güçlü temalardan biri üniversite özerkliğinin aşınmasıdır. Yazara göre üniversite, ancak özerk olduğu ölçüde üniversitedir. Çünkü bilimsel üretim siyasal baskının hakim olduğu yerde gelişemez.
Türkiye’de özellikle son yıllarda rektör atamalarının merkezi iktidarın kontrolüne geçmesi, üniversiteyi doğrudan siyasal alanın parçası haline getirmiştir. Nuri Aydın örneği bu açıdan semboliktir. Kanunun yalnızca belirli bir kişinin atanabilmesi için birkaç günlüğüne değiştirilmesi, akademik sistemde hukukun ve kurumsallığın ne ölçüde zedelendiğini gösteren çarpıcı bir örnektir.
Bu durum yalnızca rektörlük düzeyinde kalmamaktadır. Akademik kadrolar da liyakate göre değil; siyasal yakınlık, itaat ve “sorun çıkarmama” kriterlerine göre şekillenmektedir. Metindeki şu vurgu oldukça önemlidir:
“Nitelik asla listenin tepesine çıkmıyor.”
Bu ifade, akademinin temel krizini özetler. Akademik üretimin niteliği yerine sadakat esas alınmaya başladığında üniversite bilim üretme kapasitesini kaybetmeye başlar.
Taşra Üniversiteleri ve Akademik Çürüme:
Kitap, özellikle taşra üniversiteleri üzerinde yoğunlaşmaktadır. 2006 sonrasında “her ile üniversite” politikasıyla birlikte yükseköğretim büyük bir hızla genişlemiştir. Ancak bu genişleme nitelikli akademik altyapı oluşturulmadan gerçekleşmiştir. Buradaki temel eleştiri şudur:
Üniversite sayısı arttırılmıştır, fakat akademik kalite aynı oranda yükseltilmemiştir.
Bu nedenle taşra üniversiteleri çoğu zaman bilimsel üretim merkezleri olmaktan çok yerel siyasal ve ekonomik ağların uzantısına dönüşmüştür. Metinde akademisyen alımlarında:
torpil,
hemşericilik,
mezhep ilişkileri,
siyasal aidiyet
gibi unsurların belirleyici hale geldiği anlatılır. Bu yapı içinde nitelikli akademisyenlerin sistem dışına itilmesi, akademik standartların hızla düşmesine yol açmaktadır.
“Cheers Crimes Against” örneği ise trajikomik ama oldukça anlamlıdır. Bir makale başlığının yanlış çeviriyle yayımlanması, akademik yabancı dil yeterliliğinin ne kadar düştüğünü gösteren sembolik bir örnektir. Bilim evrensel bir faaliyet olduğundan, yabancı dil bilmeyen bir akademinin uluslararası bilgi üretimine katkı sunması neredeyse imkansızdır.
Liyakat Krizi ve Akademinin Siyasal Kadrolaşması:
Kitapta sık sık tekrar edilen kavramlardan biri “kadrolaşma”dır. Akademinin siyasal iktidarın ideolojik kadrolarını yerleştirme alanına dönüştüğü savunulur.
Özellikle şu üç unsur dikkat çekmektedir:
Akademik kriterlerin düşürülmesi
İktidara yakın olmayan kesimlerin “sakıncalı” ilan edilmesi
Sadakatin liyakatin önüne geçmesi
OHAL döneminde akademisyen ihraçları bu sürecin en sert aşamalarından biridir. “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan akademisyenlerin büyük bölümünün işsiz bırakılması, akademinin yalnızca bilimsel değil aynı zamanda siyasal bir denetim alanı haline geldiğini göstermektedir.
Bu durum üniversitelerde korku kültürü yaratmaktadır. Akademisyenler eleştirel düşünceden uzaklaşmakta, otosansür yaygınlaşmaktadır. Bilimsel özgürlük olmadan akademik üretim ise kaçınılmaz olarak zayıflar.
Üniversitelerin Dindarlaştırılması kitabın en kapsamlı eleştiri alanlarından biri, üniversitelerin dini referanslarla yeniden şekillendirilmesidir.
Özellikle ilahiyat fakültelerinin olağanüstü büyümesi, kampüs camilerinin yaygınlaşması ve Diyanet’in üniversite yaşamına aktif biçimde dahil olması bu dönüşümün temel göstergeleri olarak sunulmaktadır. Buradaki temel iddia şudur:
Üniversite, eleştirel düşünceyi geliştiren bir kurum olmaktan çıkarılıp “makbul gençlik” yetiştirme aracına dönüştürülmektedir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “dindar nesil” söylemi bu politikanın açık ifadesi olarak değerlendirilir.
Kitap'ta ilahiyat fakültelerinin yalnızca akademik bir alan olmadığı, aynı zamanda ideolojik dönüşümün taşıyıcısı olduğu ileri sürülmektedir. Üniversite içinde:
kadın erkek ayrımı,
dini referanslı eğitim,
mutlak doğruların aktarılması
gibi uygulamalar, üniversitenin sorgulayıcı karakteriyle çelişen unsurlar olarak sunulur.
Kampüs Yaşamının İdeolojik Denetimi
Üniversite yalnızca dersliklerden oluşmaz; kampüs kültürü de eğitimin önemli parçasıdır. Ancak kitaba göre kampüs yaşamı da giderek denetim altına alınmaktadır.
Bahar şenliklerinin yasaklanması, konserlerin iptal edilmesi, öğrenci kulüplerinin sınırlandırılması bu bağlamda değerlendirilir. Özellikle “kızlı erkekli” sosyalleşmeye yönelik muhafazakar tepkiler, üniversitenin özgürlük alanı olmaktan çıkarıldığını göstermektedir. Bunun yerine öğrenciler:
okçuluk,
dini etkinlikler,
“zararsız” sosyal sorumluluk faaliyetleri
gibi ideolojik açıdan güvenli alanlara yönlendirilmektedir.
Bu durum gençliğin siyasal ve kültürel enerjisinin kontrol altına alınması olarak yorumlanır.
Manevi Rehberlik ve Üniversite Yurtları
Metnin dikkat çekici bölümlerinden biri de KYK yurtlarındaki “manevi rehberlik” uygulamalarıdır. Burada dini görevlilerin:
psikolojik danışmanlık yerine geçmesi,
öğrencilerin sosyal hayatını yönlendirmesi,
dini pratikleri teşvik etmesi
eleştirilmektedir.
“Manevi rehber” figürü, yalnızca dini hizmet veren biri değil; öğrencinin gündelik yaşamını biçimlendiren ideolojik bir aktör olarak tanımlanır.
Bu durum bilimsel rehberlik mekanizmalarının geri plana itilmesi anlamına gelmektedir. Psikolog ve danışman eksikliği yerine dini yönlendirmelerin öne çıkması, üniversite ortamının akademik niteliğiyle çelişmektedir.
Kadınlar ve Erkek Egemen Üniversite Yapısı. Kitabın kadınların taşra üniversitelerinde çift yönlü baskı altında olduğunu savunur:
Akademik niteliğin düşüklüğü
Erkek egemen kültür
Kadınların üniversitede özgürleşmek yerine çoğu zaman erkek egemen düzeni yeniden üreten bir eğitim sistemiyle karşılaştıkları belirtilmektedir.
Özellikle kadınların nasıl giyinmesi gerektiğine dair akademik görünümlü söylemler, üniversitenin bireysel özgürlüğü geliştirmek yerine toplumsal cinsiyet normlarını yeniden üreten bir alan haline geldiğini göstermektedir.
Bilimsel Faaliyetin Yerini İdeolojik Söylemin Alması:
Metindeki Bingöl Üniversitesi örnekleri, akademik faaliyetlerin nasıl bilimsel niteliğini kaybedebildiğini göstermektedir.
Komplo teorileri, dini telkinler ve siyasal sloganların bilimsel toplantılarda dile getirilmesi, üniversitenin araştırma kurumu kimliğini zedelemektedir.
Bu durumun temel sonucu şudur:
Bilimsel yöntem geri çekilir,
ideolojik propaganda akademik görünüm kazanır.
Bu da üniversiteyi uluslararası akademik dünyadan koparmaktadır.
Üniversitenin Ekonomik ve Siyasal İşlevi
Kitapta üniversitelerin küçük şehirlerde ekonomik ve siyasal kontrol mekanizması olarak kullanıldığı da anlatılır.
Üniversite:
istihdam dağıtan,
ihale oluşturan,
yerel ekonomiyi yönlendiren bir güç
merkezine dönüşmektedir.
Bu nedenle üniversiteler bilimsel kurumlardan çok siyasal patronaj ağlarının parçası haline gelmektedir.
Çözüm Önerileri ve Yeniden İnşa İhtiyacı:
Kitabın son bölümleri çözüm önerilerine ayrılmıştır. Yazara göre yapılması gereken temel şey, yükseköğretim sistemini baştan aşağı yeniden düzenlemektir.
Öneriler arasında:
niteliksiz fakültelerin kapatılması,
liyakat esasının geri getirilmesi,
akademik özgürlüğün sağlanması,
ilahiyatın ayrıcalıklı konumunun sınırlandırılması,
üniversite özerkliğinin yeniden tesis edilmesi
yer almaktadır.
Buradaki temel amaç, üniversiteyi yeniden bilimsel üretimin ve özgür düşüncenin merkezi haline getirmektir.
Sonuç olarak, Türkiye’de üniversitenin son yirmi yılda geçirdiği dönüşümü sert ama kapsamlı bir perspektifle ele almaktadır. Üniversite; özgürlüğün, çoğulculuğun ve eleştirel düşüncenin mekanı olmaktan uzaklaşarak siyasal sadakatin, ideolojik yönlendirmenin ve dini-milliyetçi mühendisliğin etkisine giren bir kuruma dönüşmektedir.
Kitabın temel iddiası şudur:
Bir üniversiteyi bina, kampüs ya da öğrenci sayısı değil; özgür düşünce, bilimsel liyakat ve özerklik üniversite yapar.
Bu unsurlar zayıfladığında üniversite yalnızca isim olarak üniversite kalır; asli işlevini kaybetmeye başlar. Türkiye’de yükseköğretim tartışmasının merkezinde de tam olarak bu mesele bulunmaktadır.