Puan vermedi·353 syf.····Okunma: 23 Mayıs 2026 20:39 Bir Dinozorun Anıları: Beklediğim Fosil Değil, Sıradan Bir Kaya Parçası
"Ben de bir "dinozor" olarak, bu kitabı okumak için 353 sayfa harcadım ve itiraf ediyorum: Umarım dinozorların soyu, bu kitap kadar yorucu olduğu için tükenmemiştir."
Merhaba kitap dostları. Uzun zamandır duyduğum, herkesin "mutlaka okumalısın" dediği Mina Urgan'ın "Bir Dinozorun Anıları"nı nihayet bitirdim. Saygıdeğer bir akademisyenin, İngiliz Edebiyatı'nın duayen isminin yaşam öyküsünü merak ederek başladım, ancak bitirdiğimde hissettiğim tek şey büyük bir "Eee, ne olmuş yani?" hissiydi.
Kısa Konu (Sanki Önemliymiş Gibi)
Kitap, kendine "dinozor" diyen, dolu dolu yaşamış, sol görüşlü, Türkiye'nin önemli edebiyat simalarıyla (Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Falih Rıfkı Atay, Nâzım Hikmet gibi) haşır neşir olmuş, üniversitede profesörlük yapmış güçlü bir kadının hayatından kesitler sunuyor. Düşünsenize, Atatürk'le dans eden, Shakespeare çeviren, Moby Dick'i Türkçeye kazandıran, üç darbe görmüş bir akademisyenin anıları. Konu olarak kesinlikle etkileyici ve "vaat dolu". Kâğıt üzerinde okunmayı hak eden, görkemli bir hayat hikayesi.
Neden "Hiiiç" Beğenmedim? (Sebeplerim)
1. Olay değil, hisler:
Kitap, beklentimin aksine bir "anı" kitabından çok, bir "samimi ağıt" niteliğinde. Yazar, yaşadığı dönemin toplumsal olaylarını değil, bu olayların onun iç dünyasında yarattığı burukluğu, öfkeyi, hayal kırıklıklarını ve özellikle "darbe yıllarındaki" çaresizliğini anlatıyor. Yani somut bir olay örgüsü ve aksiyon bekleyen biri için kitap sürüncemede kalıyor.
2. Anlatımın Ağırlığı:
Mina Urgan, bir İngiliz Edebiyatı Profesörü. Bunu fazlasıyla hissediyorsunuz. Bazı bölümler öylesine detaylı ve "profesör edasıyla" yazılmış ki, okurken bir anlık "Bu kadar ayrıntıya gerçekten gerek var mıydı?" diye sorguluyorsunuz. Yalın bir anı beklerken, akademik bir inceleme okur gibi oluyorsunuz. Akıcılık maalesef çok düşük.
3. "Mutlaka Okumalısın" Algısı ve Beklenti Yönetimi:
Edebiyat dünyasında efsaneleşmiş bir kitap. Herkes öyle bir övüyor ki sanki okumazsanız bir şey kaçıracaksınız. İşte tam da bu yüksek beklenti, düşüşü daha da sertleştiriyor. Beklentimi hiç karşılamadı.
4. Kitap Kendi Dünyasında Yaşıyor:
Kitabın en büyük dezavantajı, yazarın anılarının çoğunlukla kendi tanıdığı, belirli bir çevredeki insanlarla ve olaylarla ilgili olması. Eğer siz o dönemin (Cumhuriyet'in ilk dönemi, 70'ler, 80'ler, 90'lar) Türkiye'sine dair güçlü bir hafızanız yoksa ya da o isimleri (Falih Rıfkı Atay, Behice Boran gibi) çok iyi tanımıyorsanız, karakterlerin ve olayların çoğu size çok uzak, hatta anlamsız kalıyor. Yani kitap, sizi içine alacak evrensel bir dil kurmakta zorlanıyor.
Son Söz
Sonuç olarak, Mina Urgan'ın hayatı gerçekten saygı duyulacak, dolu dolu ve ilham verici. Kendisi paha biçilmez bir değer. Ancak bu kitap, maalesef bana hitap etmedi. Bana sadece "Boşuna beklenti yapma, bu kitap sana göre değil!" dedirtti. Kim bilir, belki ileride, çok daha farklı bir ruh halindeyken şans veririm.
Peki ya siz bu kitap hakkında ne düşünüyorsunuz?
· Bu kadar ünlü bir anı kitabından beklentiniz neydi, siz bulabildiniz mi?
· Bu kitabın "akıcılığı" veya "derinliği" arasında kalan var mı?
· Türk edebiyatında sevdiğiniz başka anı kitapları önerebilir misiniz?
Peki Mina Urgan Kimdir? (Bilgi Notu)
Asıl adı Fatma Mina Urgan olan yazar, 1915/16 yılında İstanbul’da doğmuştur. Babası şair Tahsin Nahit, annesi Şefika Hanım’dır. Daha sonra Falih Rıfkı Atay’ın üvey kızı olmuştur.
· Eğitimi: Arnavutköy Amerikan Kız Koleji ve İstanbul Üniversitesi Fransız Filolojisi mezunudur.
· Kariyeri: İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde önce asistan, 1949'da doçent, 1960'ta profesör olmuştur. Çok sayıda çevirisi ve inceleme kitabı bulunmaktadır.
· Siyasi Görüşü: 1960 yılında Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) üye olmuş, daha sonra ÖDP'nin kurucuları arasında yer almıştır.
· Takma Adı "Dinozor": Yaşı ve dönemindeki siyasi görüşü nedeniyle eleştirildiği için "dinozor" lakabını takmıştır. 1997 yılında ölmeden 3 yıl önce bu kitabı yazmıştır.
· Vefatı: 15 Haziran 2000 yılında İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur.