·468 syf.····Okunma: 18 Mayıs 2026 14:46 Benim çoğu okurun aksine ne yazık ki hiç beğenmediğim bir kitap oldu “Bir Anın Anatomisi”.
Cercas bu kitabında, 23 Şubat 1981’de başarısız olan bir darbe girişiminde yaşananlardan hareketle aslında yine İspanya’nın siyasi tarihini irdeliyor. Tıpkı bizim gibi darbelere ve ilaveten de iç savaşlara şerbetli bir ülke İspanya. 1981’de de, İspanya demokrasisi uzun Franco yıllarının ardından yavaş yavaş emeklemeye başlamışken, bir grup asker elinde silahlarla meclisi basıyor. Üç yüz elli milletvekili yaklaşık on sekiz saat boyunca rehin alınıyor ancak Cercas bu girişimin en başındaki yarım saatte yaşananları analiz ediyor. Dünyada televizyondan yayınlanan ilk darbe girişimi bu, Cercas’ın derinlemesine analiz ettiği bu yarım saatin de internette bulabileceğiniz bir kaydı var hâlâ. Askerler meclise girince ateş ederek milletvekillerine yere yatma emri veriyorlar, sadece üç kişi bu emre uymuyor: başbakan, onun yardımcısı komutan ve Komünist Parti lideri. İşte bu üç kişinin o anlık duruşlarını mercek altına alıyor yazar. Bu andan hareketle darbeye kadar olan süreci, bu üç siyasi figürün hayat ve kariyerlerini anlatıyor. Francoculuğu, kırk yıllık diktatörlüğü, İspanya’daki siyasi eğilimleri ve atmosferi, demokrasiyi ele alıyor.
İspanya siyasi tarihine dair ilginç detaylar öğreniyorsunuz okurken. İlaveten, bir kez daha, siyasete bulaşıp elleri temiz çıkmanın pek mümkün olmadığını, çıkarlar söz konusu olduğunda o duruşun nasıl eğilip bükülebildiğini görüyorsunuz. Ancak bana bunlardan öte bir şey söylemedi kitap açıkçası. Bir defa çok dümdüz bir tarih özeti Cercas’ın sunduğu. Kemik gibi kupkuru bir dille yazılmış ve bolca tekrarıyla sanki hani yazılıp geçilmiş gibi (misal Komünist Parti ile koalisyonun asıl amacı on kere mi tekrar edildi, sayamadım), öyle ki 460 yerine rahatlıkla 300 sayfa olabilirmiş kitap. “Sahtekâr” romanında olduğu gibi siyasi tarihe dair anlattıklarını felsefi sorgulamalarla, etik ikilemlerle beslemiyor; evet olan biteni öğreniyorsunuz ama bunlardan hareketle önünüzde yeni bir ufuk açılmıyor. Edebi lezzeti ve kendine has çıkarımları olmayınca kurgu dışı okumak daha mantıklı hale geliyor, en azından Cercas’ın kendi ailesini aklama kompleksinin getirdiği önyargılardan arındırılmış olması bakımından. Kompleks diyorum zira hani okuduğum her kitabında konunun oraya varması ve alt metnin hep ‘Francoculardı ama iyi niyetlilerdi’ye ya da ‘herkes öyleydi’ye bağlanması bana kabak tadı verdi; bence bir yazar yarasını kanırtmaya, dürüst ve filtresiz bir yüzleşmeye hazır değilse bu sulara hiç dalmasa daha iyi ama Cercas epey rahatsız aile tarihinden belli ki.
Bu Cercas’tan okuduğum dördüncü kitaptı. “Sahtekar”a bayıldım, “Salamina Askerleri” güzeldi, “Karanlıkların Hükümdarı” okunabilir, bunda ise artık sürekli aynı yere varan meselesini üstelik bu kez bol tekrarlı, yavan bir özet tadında sunması çok sıktı beni. Evet yeni çok şey öğrendim İspanya siyasi tarihine dair ama bunları dediğim gibi çok daha kısa bir kurgu dışı metinden, daha az sıkılarak ve daha objektif şekilde okuyabilirdim kanımca. Dolayısıyla sanıyorum Cercas ile olan yolculuğumun sonuna geldim.