Karakterin gururu karşısında dilim tutuldu. Çok fakir ama iyi niyetini kitap başında bize hissettirdi.
İsmini bilmiyoruz kendisini Andreas olarak tanıttı fakat bu onun gerçek ismi değil. Hep bekledim ismini birisine söylemesini ya da kendi kendine konuşurken ağzından kaçırmasını..
Ama söylemedi.
Başarılı bir yazar olacağına bir gün inanıyor ertesi gün her şeyin bittiğini söylüyor kendisine. Tutarsızlık onu köşeye sıkıştırıyor çoğu zaman.
O kadar hüzünlendim ki sayfaları çevirirken o kadar empati kurdum ki o dönemde yaşayıp onun yerinde olabilecek olmaktan korktum.
Bu dünya bu kadar iyiliği hak etmeyen bir yer fikrimce. Andreas’da bir an bana katılmış olacak ki Tanrı’yı öfkeyle reddediyor. Haykırıyor, hakaretler ediyor, adil olmadığını söylüyor. Bağıra çağıra söylüyor bunu. Ama cevap yok elbette. Aslında böylesine iyi birisinin bu kadar sefalet çekmesi bir an bana da kafamı kaldırıp neden acaba diye sorduruyor. Tabi bana da cevap yok.
Peki bir insan açlıktan can vermek üzereyken bile onurunu koruyabilir mi?
En beter haldeyken, en dipteyken bile bunu kimseye sezdirmemeye çalışıyor Andreas. Açlıktan öleceği zamanlarda bile eline geçen iki kuruş parayla kendisinden yardım isteyenlere elini uzatmaktan çekinmiyor.
Ama romanımız dünyanın acı gerçeklerinin, hayatta kalma içgüdüsünün hayallerden baskın olduğunu gösteriyor bize ve başrolümüz romanın sonunda daha önce hiç denemediği, bilmediği bir işi yaparken ait olmadığı bir yere doğru gidiyor en büyük hayalini ardında bırakarak.