Gönderi

I Who Have Never Known Men - İnceleme
10/10
·208 syf.··
2026 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 10:15
Kendimi hep olduğum yerden büyük hissettim. Küçümseyici bir yerden değil bu söylediğim. İçime sığdıramadığım bir hisle yıllardır insanları anlamaya, kendimi anlamaya, kendimi dünyanın bir noktasına, anlamlı bir şeye bağlamaya çalışıyorum. I Who Have Never Known Men bendeki bütün bu hislerde bir titreşim uyandırmayı başardığı için kayda değer bir incelemeyi, okunmayı hak ettiğinin söylenmesinin gerektiğini düşündüm. Bir adımız yok bizim, bir sığınakta hayatta kalmaya çalışan kırk kadın. Sistematik bir şekilde sadece hayatta kalıyorlar. Onlara düzenli olarak yiyecek ve temel ihtiyaçlarının çok cüzi bir kısmına yetecek yardımı sağlayan görevliler var. Bu düzen içerisinde ne kadar süredir bulunduklarını, nasıl ve neden burada olduklarını bilmiyorlar. Nerede olduklarını, ne kadar burada kalacaklarını bilmiyorlar. Bir noktada kim olduklarını biliyorlar sadece. Hatıralarını canlı tutmaya çalışıyorlar ama bir sığınakta ne kadar başarabilirlerse bunu, o kadar başarabiliyorlar. Aslında hikaye bu şekilde başlıyor. Ana karakterimiz sığınaktaki en küçük kadın ve eski hayatına dair hiçbir şey hatırlamıyor. Diğer kadınlar da sığınağa geldikleri zaman onun çok küçük olduğunu söylediklerinden dolayı onun için dışarısı denilen şey sadece bir hayal. Kadınlar, en yaşlıları bile, ona aşkı, arzuyu, dünyada neler olduğunu anlatmıyor. Sıkça “What’s the point?” cümlesini duyuyoruz kadınlardan. Umutlarını yitirmişler ve bu şekilde sadece yaşıyorlar. Aynı zamanda birbirlerine dokunmaları, kendilerine zarar vermeleri de yasak. Aslında kitabı okudukça durum çok anlamsız bir hal almıştı benim için. Tıpkı ana karakter için de olduğu gibi. Spoiler vermeden bu incelemeyi yazmak çok zor ama şunu söyleyebilirim ki beklentilerin ötesinde bir hikaye. Cevapsızlığın verdiği huzursuzluk, tatminsizlik, kimi zaman öfke ve çoğu zaman iç karartan bir ümitsizlik hissediyor insan okurken. Ama şöyle bir gerçek de var ki hep bir umut içinde bitiriyorsunuz kitabı. Yaşamanın verdiği somut hazdan mıdır bilinmez, hayatta kalmak başlı başına bir kazanç, bir başarı. Dışarda olmak, doğada olmak, nefes alabilmek, yemek yiyebilmek, yıkanabilmek, en basitinden bir halının üzerinde yürüyebilmek. Günümüz dünyasında her şeye o kadar sıradan bir gözlükle bakıyoruz ki hiçbir şey artık heyecan vermiyor. Hiçbir doğa olayından etkilenmiyoruz. Büyük hayatlarımız içindeki muhteşem olayları o kadar normal sanıyoruz ki, kayboluyoruz. Kitap, içinde yaşadığım kaosun beni ne kadar tükettiğini bana hatırlattı. Çoğunluğa böyle gelmeyecek olabilir, hatta ana karakteri can sıkıcı bulacak insanlar da çıkacaktır. Ben ilk paragrafta da bahsettiğim gibi kendimi hep büyük bir resmin küçük bir parçası gibi gördüm. Yaşarken yaşamaya çalıştım. Ana karakterin çabası benim içimdeki benzerliği tetikledi, o yüzden sanırım bu kadar sarsıldım diyebilirim. Kitap hakkında biraz daha bilgi verecek olursam aslında bu kırk kadının bir gün ansızın bu sığınaktan çıkmalarını ve gerçek dünyadaki yolculuklarını anlatıyor. Bana çok dokunan yerler var kitapta. Örneğin kadınların birlik olup yapabileceklerinin bir sınırı olmadığının çok net altı çizilmiş. Birbirlerine duydukları sevginin, aynı zamanda şefkatin gerçekliği de benzer şekilde vurgulanmış. Öte yandan cesareti ve korkuyu da çok derinden hissediyoruz kitap boyunca. Yoğun bir okuma ama sonunda insana çok farklı bakış açıları kazandıracağına inanıyorum. Kitabın sonunda küçük bir afterwords kısmı mevcut. Ben kitabı okurken, 2000’lerde yazılmış, hafif kurgusal bir metin zannediyordum. Halbuki 70’lerde kaleme alınmış ve bunu öğrendikten sonra metin çok daha anlamlı bir hale geldi benim için. Naziler, savaşlar ve tüm bu teknolojik gelişimlerin olduğu dönemde yazılmış olması aslında kurguya çok katkı sunmuş. Döneminde çok ses getirememiş olmasını normal karşıladım, insanlar farkında oldukları şeyi okumayı sevmiyorlar bence. Her ne kadar günümüzde de benzer sığınaklarda yaşıyor da olsak, şekli ve standartları bakımından üstün oluşu, fiziksel koşulların yaşama el verişi bizi gerçekten nerede olduğumuza dair bir yanılgıya düşürüyor da olabilir. Demem o ki, bir şans verip okursanız hayatı ele alış şeklinizde kesinlikle bir değişim olacaktır. Son cümlelerimi de bana en çok dokunan şeylerden birine ayırmak istiyorum. O da okuma tutkusunun insanda hep böyle açlıkla gelmesi. Bilgiye aç olmak gerçekten fiziksel bir durum bence. Dilimiz sağ olsun böyle güzel bir şekilde ifade edebiliyoruz durumu. Ana karakterimizin en sevdiğim özelliği de buydu sanırım, açtı ama kendi kendini doyurmayı öğrenmek zorundaydı. Bu his nereden geliyor bilmiyorum belki de bilinmezliğin cazibesindendir ama çok güçlü bir his ve benim gibi öğrenmeye aşık birisini kalbinden vuran bir olay. Umarım okursunuz, umarım seversiniz. Umarım, hayatın bu koşuşturmacasında bir soluk alma zorunluluğu hissedersiniz bu kitabı okuduktan sonra. Sevgiler, I Who Have Never Known MenI Who Have Never Known Men
Edebiyat
I Who Have Never Known MenJacqueline Harpman · Vintage · 201944 okunma
·
39 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.