Bazı kitaplar vardır; okurken olaylardan çok hissedilen duygular zihinde kalır. Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Güzide Sabri, melankoliyi sadece bir atmosfer olarak değil, karakterlerin ruhuna işleyen bir kader gibi anlatıyor. Roman boyunca Fikret’in ailesi için kendinden vazgeçen fedakâr tavrı ile kalbinin bastıramadığı aşk arasında sıkışmasını okurken kendimi eski bir Yeşilçam filminin içinde hissettim.
Fikret’in yaşadığı yasak aşk, dönemin toplumsal değerleri ve kadınların üzerine yüklenen sorumluluklarla birleşince hikâye daha da hüzünlü bir hâl alıyor. Özellikle hastalık, keder ve yalnızlık duygularının işlenişi dönemin ruhunu çok güçlü yansıtıyor. Günlükler şeklinde ilerleyen anlatım da karakterin iç dünyasına yaklaşmayı kolaylaştırmış. Güzide Sabri’nin dili oldukça zarif ve edebi; bazı cümleler sanki eski bir mektubun içinden çıkmış gibiydi.
Bugünün okuruna ağır gelebilecek bir melankoli taşısa da, duyguların samimiyeti kitabı etkileyici kılıyor. Aşkın bazen yaşanmasından çok içinde taşınmasının insanı nasıl tükettiğini anlatan hüzünlü bir roman. Kitabın filmi de bulunuyor; hikâyeyi görsel olarak izlemek isteyenler için güzel bir seçenek olabilir. Ben de devam kitabı olan Nedret’i merakla okumayı düşünüyorum.