Ama Gitme, Lavinia, sıradan bir aşk romanı beklentisiyle kapağını aralayanları, kendi karanlık labirentine davet eden bir eser. Elif Öner, okuyucuyu Leyla’nın –ya da onun dünyadaki diğer adıyla Lavinia’nın– zihninin derinliklerine çekiyor.
Kitap, bir yazarın kendi iç dünyasıyla, yarım kalmış bir taslağın arasında gidip gelen, kararsız ve yer yer hırçın bir ruh halini yansıtıyor. Leyla'nın, aşk acısını unutmak için 6.843 mil uzağa gitmesi, sadece bir coğrafya değişimi değil; aynı zamanda "Leyla"dan vazgeçip "Lavinia"ya dönüşme çabası. Yabancı bir barda, "Kurt" ile yollarının kesişmesi ise kurgunun o tekinsiz ve tesadüflere gebe atmosferini başlatıyor.
Okuyucular arasında ikiye bölünen bir kitap bu. Bazıları Leyla’nın o kendine has, bazen güldüren bazen düşündüren iç sesine tutulurken; bazıları anlatımın yoğunluğunu ve karakterin "bunalımlı" hallerini biraz yorucu buluyor. Ancak kitabın asıl gücü, o "zorlama" gibi hissettiren anlarında bile insanın kendi içindeki o bitmemiş hesaplaşmaları tetiklemesinde yatıyor. Leyla ve Baran arasındaki gerilim, Gözde’nin geçmişteki gölgesiyle birleşince, ortaya merak uyandırıcı bir düğüm çıkıyor.
Ama Gitme, Lavinia, "Aşkın kendisinden daha gerçek olan tarafı"nı arayanların, yarım kalmış vedaları fısıltılarla tamamlamaya çalışanların hikayesi. Eğer satır aralarında kendi iç sesinizi bulmaya hazırsanız, bu yolculuğa çıkmaya değer.