·240 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Mayıs 2026 17:19 Kitap daha önce, "Zor Şey Tanrı Olmak" adıyla 1993 yılında basılmış. Ben İthaki Bilimkurgu Klasikleri için yeniden basılan, "Tanrı Olmak Zor İş" versiyonunu okumuş oldum.
Yazarlarımız iki kardeş, Arkadi ve Boris Strugatski
İki kardeşin bir kitabı yazması bana ilginç geldi. Ne bileyim, 'Bir cümleyi yazdım gerisini sen getir.' , 'Bu bölümü de sen yaz.' falan mı diyorlar vallahi ilginç...
Ama ortaya çıkan eser ve eserler güzel.
Adamlar Sovyet Rusya döneminde kitap yazmışlar. Kitaplarında ülkelerindeki siyasi buhranı, politik yapıyı eleştirmişler.
Yazarları biraz araştırdığımda aslında amaçlarının, tarihe yeni bir Üç Silahşörler kazandırmak olduğunu ama ortaya bu eserin çıktığı gördüm. Amaçları neydi ne olmuş. Ama kötü olmuş diyemem tabikii...
Kitapta, Sovyet Rusya döneminin yükünü sırtlanmışlar, harika teoriler ve tespitlerde bulunmuşlar, acımasızca toplumu eleştirip, yönetime kafa tutmuşlar...
Okuru bilinçlendirme amacı taşıdıkları hissediliyor. Okuyucuya bilmedikleri kavramları, olguları, durumları anlatmayı amaçlıyor gibiler.
Kitabı konu olarak beğendiğimi belirtip, tek olumsuz eleştirimin diline ve anlatımına yönelik olduğunu not düşeyim. Bilimkurgu klasiği okumayı severim. En sevdiğim edebi tür Fantastik edebiyatın peşine, Bilimkurgu edebiyatıdır. Yani okumaya aşina olduğum konular ve üslup diyebilirim.
Ancak bu kitabı okurken oldukça zorlandığımı belirteceğim. Anlatıma dahil olmadım, benim deyimimle su gibi kapılıp gidemedim. Yavaş, ağır aksak bir okuma ile bitirdim kitabı.
Zaten adamların Rus olduğunu kitapta geçen zibilyon tane karakterden bile anlayabilirsiniz. Diyaloglar, konuşmalar, durumlar arası geçişler, gerçek mi hayal mi olayları, biraz zorlaştırdı okumamı.
Yinede konusu için okumaya değer görüyorum.
Kitapta geçen olaylar başımıza gelmeyecek türden değil.
Kitabın konusuna kısaca değinecek olursam:
Arkanar gezegenine, daha ileride uzay çağında olan başka bir gezegenden, tarihi gözlemci (ilerleme kaydedici) sıfatıyla gelen Anton'un hikayesini okuyacaksınız.
Don Rumata takma adıyla, asilzadelerin, saray asillerinin, arasına karışır ve bir çok şeye şahit olmaya başlar.
Ama göreve gönderilirken koyulan tek kural onu bir cehennemin için atar. "HİÇBİR ŞEYE MÜDAHALE EDİLMEYECEK"
Bu Anton için oldukça zorlayıcı olan tek kuraldır. Çünkü geldiği bu gezegende, yöneticilerin politikaları gereği; mucitler, tıpçılar, okuma yazma bilenler, entelektüel kesime dahil olanlar, sanatkârlar ve zanaatkârlar, bilgi ve kültür seviyesi yüksek olanlar yakalanıp cezalandırılmaktadır.
"Hepsini asacaksın bunların, kardeş! Mesela ben olsam ne mi yapardım? Evvela sorardım: Okuma yazman var mı? Öyleyse doğru dar ağacına! Mani mi yazıyorsun? Darağacına! Çarpım tablosunu mu biliyorsun? Sen çok şey biliyorsun, doğru darağacına!" (s.34)
Durumun bu derece vahim olduğu bir toplumda gelişime, ilerlemeye, çerçevenin dışına çıkmaya izin yoktur.
Kitabın bu bölümlerinde; feodal düzen, aşırı otorite, baskıcı yönetim ve faşist izler görmek ve bunların eleştirilerini alt metinde hissetmek mümkün.
"Muhafız Alayları" adı evrilen birimlerin görevlerini yerine getirme adı altında fazla şiddete başvurduğu görülüyor.
Kitabın geneli Anton'un gözlem görevinin onu nasıl zorluklara sürüklediğini anlatıyor. Zira Anton bilgiye sahiptir ancak paylaşması kesinlikle yasaktır. Elinde güç vardır ama kullanması kesinlikle yasaktır.
Yani Tanrı olmak değil, Anton olmak zor iş...