Deepak Chopra’nın Dijital Dharma kitabı, klasik kişisel gelişim kitaplarından biraz farklı bir yerde duruyor. Çünkü bu kez merkezde sadece insan zihni ya da ruhsal farkındalık yok; yapay zekâ gibi hayatımızın tam ortasına yerleşen bir teknolojiyle, manevi gelişimin nasıl bir araya gelebileceği konuşuluyor. Açıkçası kitaba başlarken biraz mesafeli yaklaştım. “Yapay zekâ” ve “maneviyat” kelimeleri aynı cümlede olunca ortaya fazla teorik ya da fazlasıyla ütopik bir şey çıkacağını düşündüm. Ama kitap düşündüğümden çok daha akıcı ve düşündürücüydü.
Deepak Chopra zaten yıllardır zihinsel farkındalık, meditasyon, bilinç ve içsel huzur üzerine çalışan bir isim. Bu kitapta ise teknolojiyi bir tehdit gibi görmek yerine, doğru kullanıldığında insanın kendini tanıma yolculuğunda bir araç olabileceğini anlatıyor. En sevdiğim tarafı da buydu sanırım. Çünkü kitap sürekli “teknoloji kötü” demiyor. Tam tersine, teknolojiyle kurduğumuz ilişkiyi sorgulatıyor. Yapay zekânın bizi yalnızlaştırıp mekanikleştirmesi kadar, doğru yönlendirilirse bizi kendimize yaklaştırabileceğini de söylüyor.
Kitap boyunca sık sık şu düşünce aklıma geldi: Günümüzde herkes sürekli bağlantıda ama aynı zamanda inanılmaz yalnız. Chopra da tam bu noktaya değiniyor aslında. Telefonlar, algoritmalar, sosyal medya ve yapay zekâ hayatımızı kolaylaştırırken bir yandan da dikkatimizi, huzurumuzu ve içsel sessizliğimizi elimizden alabiliyor. Fakat yazar burada karamsar bir tablo çizmek yerine, bu araçları bilinçli kullanmayı öneriyor. Özellikle dijital dünyada farkındalık geliştirme fikri oldukça ilgimi çekti.
Kitabın dili genel olarak sade. Spiritüel konularla ilgilenen biriyseniz oldukça akıcı ilerliyor. Ama daha bilimsel ya da teknik bir yapay zekâ kitabı bekleyenler biraz şaşırabilir. Çünkü burada asıl mesele teknoloji değil; insanın teknolojiyle birlikte nasıl dönüşeceği. Zaten Chopra’nın tarzını bilenler neyle karşılaşacağını az çok tahmin eder. Yer yer meditasyon, bilinç akışı, zihinsel huzur ve insanın öz benliği üzerine uzun düşünceler var. Bazı bölümler altını çizmelikti diyebilirim.
En çok hoşuma giden şeylerden biri de kitabın korku dili kullanmaması oldu. Günümüzde yapay zekâ hakkında ya dünyanın sonu geliyor gibi konuşuluyor ya da her şeyi çözecek mucize gibi anlatılıyor. Chopra ise daha dengeli bir yerde duruyor. Yapay zekânın insanın yerine geçemeyeceğini, çünkü sezgi, empati, bilinç ve ruhsal deneyim gibi şeylerin tamamen insana ait olduğunu vurguluyor. Bu yaklaşımı oldukça samimi buldum.
Tabii kitap her okura hitap etmeyebilir. Bazı bölümlerde spiritüel anlatım biraz fazla tekrar ediyor hissine kapıldım. Özellikle meditasyon ve bilinç üzerine benzer düşünceler dönüp dolaşıp yeniden karşımıza çıkıyor. Daha somut örnekler olsaydı kitabı daha güçlü bulabilirdim. Yine de verdiği genel hissiyat güzeldi. Okurken insanı yavaşlatan, düşünmeye iten bir tarafı var.
Bence Dijital Dharma, teknoloji çağında ruhunu kaybetmeden yaşamaya çalışan insanlar için yazılmış bir kitap. Sürekli ekrana bakarken kendini unutmuş hisseden, zihinsel olarak yorulan ya da içsel huzuru yeniden bulmak isteyenler için güzel mesajlar içeriyor. Özellikle yapay zekâ çağında insan olmanın ne anlama geldiğini sorgulaması kitabı farklı kılıyor.
Ben kitabı bitirdiğimde çok büyük bir “aydınlanma” yaşamadım belki ama bazı şeyleri yeniden düşünmeye başladım. Özellikle dijital dünyanın içinde kaybolurken kendimize ne kadar uzaklaştığımızı fark ettim. Bazen gerçekten birkaç dakika sessizlik bile büyük bir ihtiyaç oluyor. Kitap bana biraz bunu hatırlattı.
Kişisel gelişim, farkındalık, meditasyon ve teknoloji ilişkisine ilgi duyanların sevebileceği bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çok hızlı okunuyor ama etkisi hemen geçmiyor. Bitirdikten sonra bile bazı cümleleri insanın zihninde dönüp duruyor.