Geçen şey ömrümmüş, geç anladım;
Avare bir çocukluk,
Vurdumduymaz bir ergenlik,
Ve burnundan kıl aldırmayan o gençlik...
Geçip gitmiş gözlerimin önünden.
Aldanmışım nefsimin o tatlı, sarhoş edici,
Göz boyayan amortilerine.
Bir çekilişe katılır gibi,
Girip girip çıkmışım her karanlık dehlize.
Dehlizler karanlık,
Üstüm başım, etraf karanlık...
Gözlerimin feri sönmüş,
Karanlık boğuyor içimi.
Geçen giden ömrümmüş, yanılmışım;
Aldanmışım masallara,
Vesvese denen o illet aldatmacalara.
Karnım doymuş da gözüm doymazmış meğer,
Şimdi olanca kahrımla baş başa kalmışım.
Ne demişti o kutlu, nebevî ses?
"Arkadaşın o ola ki misk kokasın,
Arkadaşın o ola ki is kokasın..."
Sensin Efendim,
Sensin en büyük muhtaçlığım,
Sönmeyen gözlerimin feri,
Verdiğin kutlu hilafetin tek sahibi...
Kurtar beni bu zilletten;
Şeytan sevinmesin,
Cehennem yutmasın beni.
Garp yeli