Serenad, Türk edebiyatının ve müziğinin çok yönlü dehası Zülfü Livaneli’nin, ebedi bir aşk hikayesini, İkinci Dünya Savaşı’nın karanlık sayfaları, Struma faciası ve Yahudi soykırımı gibi yakın tarihin en büyük insanlık trajedileriyle muazzam bir kurguyla harmanladığı sarsıcı, derinlikli ve edebi dehası çok yüksek bir başyapıttır. Eser; İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevlisi olarak çalışan, hayatın sıradan koşturmacaları arasında kendi kimliğini arayan Maya Duran ile üniversitenin davetlisi olarak Türkiye'ye gelen 87 yaşındaki Alman asıllı Amerikalı profesör Maximilian Wagner’in yollarının kesişmesini merkezine alır. Livaneli; profesörün 60 yıl önce Şile açıklarında batan Struma gemisinde kaybettiği büyük aşkı Nadia’nın anısına sadık kalmak için İstanbul’a gelişini işlerken, arka planda devletlerin acımasız politikalarını, göçmenlerin yaşadığı o büyük çaresizliği ve insanlığın ortak hafızasındaki o derin yaraları dahi bir tarihçi titizliğiyle masaya yatırır. Kitap; bireysel bir aşk hikayesinin ötesine geçerek, insan ruhunun vahşet karşısındaki o asil direnişini harika bir vizyonla sunar. Yazarın o son derece akıcı, gerilimi ve melankoliyi en üst düzeyde hissettiren, insanı kalbinden yakalayan lirik ve keskin dili; okuru adalet, hafıza, kimlik ve vicdan üzerine derin bir muhasebeye davet eder.